İBN ŞÜHEYD
Ebu Amir Ahmed b. Abdilmelik b. Ahmed b. Şüheyd el- Eşcai el-Kurtubi (ö. 426/1035) Edip, şair ve devlet adamı.

382’de (992) Kurtuba’da (Cordoba) doğdu. Soyu Gatafân kabilesinin Eşca‘ koluna dayanır. 162 (778) yılından önce Endülüs’e gelip yerleşen atası Şüheyd, Emevî yönetiminin yüksek seviyeli memurlarındandı. Oğlu Îsâ I. Muhammed zamanında (852-886) vezirlik yaptı. İbn Şüheyd’in büyük dedesi Şüheyd b. Îsâ, III. Abdurrahman döneminde vezirliğe getirilmiş (317/929), yine vezirlik yapan dedesi Ebû Ömer Ahmed 327 (939) yılında “zü’l-vizâreteyn” unvanını aldı. İyi bir edip olan dedesinden edebiyata ve şiire dair ilk dersleri alan İbn Şüheyd dedesi sayesinde Emevî idaresiyle yakın ilişki kurdu. et-Târîḫu’l-kebîr fi’l-aḫbâr ʿale’s-sinîn adlı eseriyle tanınan babası Ebû Mervân Abdülmelik de Âmirî Hükümdarı İbn Ebû Âmir el-Mansûr’a vezirlik yaptı ve uzun süre valilik görevinde bulundu. İbn Şüheyd, babasının 393’te (1003) vefatı üzerine Âmirîler’den Mansûr b. Ebû Âmir’in ve daha sonra onun oğulları Abdülmelik el-Muzaffer ile Abdurrahman el-Me’mûn’un himayesine girdi. İyi bir eğitim gördü; şiir, edebiyat, tarih, fıkıh, felsefe ve tıpla ilgilendi.

İbn Şüheyd’in hocaları hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Ancak eserlerinden Doğulu ve Endülüslü âlim ve şairlerin kitaplarını ve divanlarını okuduğu, bunlardan büyük ölçüde istifade ettiği anlaşılmaktadır. Aristokrat bir çevrede yetişmesi İbn Şüheyd’e devrin ileri gelen devlet ricâli, ilim adamı, edip ve şairleriyle tanışma ve onlardan faydalanma imkânı sağladı. Kurtuba sarayında düzenlenen ilmî ve edebî meclislere katıldı. Eski ve yeni şairlere ait divanları inceleyerek kültürünü geliştirdi. Özellikle edebiyat ve şiirde temayüz ederek çocuk denecek yaşta ünlü edip ve şairlerle yarışacak seviyeye ulaştı. Son hâmisi Abdurrahman el-Me’mûn, Emevî hilâfetinin merkezi Kurtuba’ya yaptığı saldırıda yenilip öldürüldüğünde henüz on yedi yaşında idi. İbn Şüheyd bu olaydan sonra Emevî hükümdarlarına karşı mesafeli davranmaya başladı. Aşırı hür düşünceli oluşu, gayri ciddi ve dine aykırı davranışları, alaycı ve keskin dili, edip ve şairleri insafsızca eleştirmesi gibi sebepler yüzünden Hammûdîler devrinde bir süre hapsedildi. Onun bu davranışları maddî sıkıntılarla karşılaşmasına, dost ve arkadaş çevresini yitirmesine yol açtı.

Âmirîler döneminde şeref pâyesi olarak kendisine verilen “sâhibü’ş-şurta” makamı dışında (İbn Bessâm eş-Şenterînî, I, 195) herhangi bir göreve getirilmeyen İbn Şüheyd’i, Hammûdîler’in 413 (1023) yılında Kurtuba’dan uzaklaştırılmasından sonra kırk yedi gün tahtta kalabilen Emevî Halifesi V. Abdurrahman (b. Hişâm) vezir olarak tayin etti (a.g.e., I, 50). V. Abdurrahman’dan sonra hilâfete getirilen Müstekfî-Billâh III. Muhammed (b. Abdurrahman), önceki halifeyi öldürtüp vezirlerini de hapsetmeye başlayınca sıranın kendisine geleceğini anlayan İbn Şüheyd, Kurtuba’yı terkederek Mâleka’da (Malaga) hüküm süren Hammûdî hânedanından Yahyâ b. Hammûd’a sığındı. III. Muhammed’in hilâfetten uzaklaştırılması üzerine 416 (1025) yılında Kurtuba’ya geri döndü. İki yıllık bir aradan sonra Emevîler’den III. Hişâm (b. Muhammed) halife olduğunda İbn Şüheyd’i kendisine danışman tayin etti. Son Emevî halifesi III. Hişâm’ın 422’de (1031) hilâfetten düşürülmesiyle İbn Şüheyd’in devlet yönetiminde üstlendiği görevler de son buldu. Hayatının son üç yılında edebî çalışmaların yanında Kurtuba’da düzenlenen ilim ve edebiyat meclislerine devam eden İbn Şüheyd 425 (1034) yılının başında felç oldu. Bu dönemde, hastalığının da etkisiyle Allah’a yönelerek tam bir teslimiyet ve tevazu içerisinde O’ndan mağfiret dileyen şiirler yazdı. 29 Cemâziyelevvel 426 (11 Nisan 1035) tarihinde vefat etti.

Kendisinden önceki şairlerin işlediği konuları onlardan farklı şekil ve ifadelerle ele alan İbn Şüheyd medih, hicâ, fahr, gazel, tasvir, risâ, mücûn, hamriyyât, zühd ve hikemiyyât gibi geleneksel temaları içinde yaşadığı zamana, çevreye ve çağının zevklerine uygun bir yaklaşımla yenilemiştir. Şiiri bir kazanç vesilesi veya bir eğlence vasıtası olarak değil sevinç, mutluluk, üzüntü ve kızgınlığını dile getirmek için kullanmıştır. Şiirlerinde zaman zaman mâna ve lafızlarla oynadığı ve okuyucuyu düşünmeye sevkettiği görülmektedir. Ancak İbn Şüheyd, şöhretini şiirinden çok edebî nesirlerine ve risâlelerine borçludur. Risâlelerinde kullandığı hayal içerikli hikâye üslûbu bu üslûbun Arap nesrinde görülen ilk örneklerindendir. Edebî tenkit ağırlıklı nesirlerinde daha çok kişileri ve hayvanları tasvir eden İbn Şüheyd’in nesriyle Câhiz’in nesirleri arasındaki benzerlik onun Câhiz’den etkilendiğini göstermektedir.

İbn Şüheyd mükemmel şiir ve nesrin ilkelerini tesbite çalışmış, bu ilkelerin dışına çıkan edip ve şairleri şiddetle eleştirmiştir. Ona göre şiir söylemek ve nesir yazmak, ezberlemek ya da öğrenmekle değil doğuştan gelen bir yetenekle mümkündür (Ahmed Dayf, s. 55; Zekî Mübârek, I, 330; II, 58). Bundan dolayı şiir ve nesir sanatlarını öğretenleri ve öğrenmeye çalışanları eleştirmiş (İbn Bessâm eş-Şenterînî, I, 240), fizikî özelliklerle yetenek arasında ilişki olduğunu söyleyerek insanın biyolojik yapısının düşünce sistemine de yansıdığını ispata çalışmıştır (a.g.e., I, 243).

Câhiliye döneminden kendi zamanına kadar olan şiirin her türünden faydalanan İbn Şüheyd, şiirin ve nesrin zamanın ve zevklerin değişmesiyle hissedilir bir değişim geçirdiğini belirtmiş (a.g.e., I, 237-238), edebî eleştiri konusunda ortaya koyduğu görüşlerde taklitçiliği şiddetle eleştirmiştir. Çalışmalarında Doğu’yu esas aldığından Endülüs’e has yeni bir edebî akıma karşı çıkmış, bu sebeple Endülüs’e özgü müveşşah türü şiire ve zecellere iltifat etmemiştir.

Eserleri. 1. Risâletü’t-tevâbiʿ ve’z-zevâbiʿ (Şeceretü’l-fükâhe). İbn Şüheyd bu eserinde cinler âlemine yaptığı hayalî bir seyahati anlatır. Züheyr b. Hümeyr adındaki cini vasıtasıyla Câhiliye döneminden kendi zamanına kadar gelen şair ve yazarların cinleriyle ilgi kurar, onlara şiir ve nesirlerinden parçalar okumak suretiyle üstünlüğünü tasdik ettirir. Bu arada dil, edebiyat, şiir, nesir ve edebî tenkit hakkındaki görüşlerini dile getirir; bu konulardaki görüşlerini savunur, hasımlarını alaya alarak onları tenkit eder. Cinleri vasıtasıyla önceki edip ve şairlerle yaptığı yarışma niteliğindeki edebî tartışmaları zikreder. İbn Şüheyd, bu eserini yazarken Câhiz’in Kitâbü’l-Ḥayevân ve Risâletü’t-Terbîʿ ve’t-tedvîr’inden, Bedîüzzaman el-Hemedânî’nin Maḳāmât’ı gibi eserlerden etkilenmiş olmalıdır. İbn Şüheyd kendisinden sonraki birçok edibe ilham kaynağı olmuştur. Risâletü’l-ġufrân’ında uhrevî âleme hayalî yolculuğunu anlatan Ebü’l-Alâ el-Maarrî ile (Karaaslan, s. 46-59) İlâhî Komedya’nın yazarı Dante Alighieri bunlar arasında sayılabilir. Risâletü’t-tevâbiʿden günümüze sadece İbn Bessâm’ın eẕ-Ẕaḫîre’de naklettiği bölümler ulaşmıştır (I, 245-281, 283-301). Butrus el-Bustânî, eẕ-Ẕaḫîre’deki bu parçaları bir araya getirerek müellif ve eseri hakkında yaptığı araştırma ile birlikte yayımlamış (Beyrut 1951, 1966, 1980), aynı parçaları Tevfîk Hamdî de neşretmiştir (Tunus, ts.). Risâletü’t-tevâbiʿi Elias Teres İspanyolca’ya (Barcelona 1956), James T. Monroe İngilizce’ye (Berkeley 1971) tercüme etmiştir. Risâle üzerinde Abdülazîz Şübeyl tarafından el-Binyetü’l-ḳaṣaṣiyye fî Risâleti’ṭ-ṭevâbiʿ ve’z-zevâbiʿ adıyla bir çalışma yapılmıştır (Tunus 1990). 2. Dîvânü İbn Şüheyd. Şairin çeşitli kaynaklarda dağınık halde bulunan şiirleri Charles Pellat (Beyrut 1964), Ya‘kūb Zekî (Kahire 1969) ve son olarak da Muhyiddin Dîb (Beyrut 1417/1997) tarafından derlenerek yayımlanmış, James Dickie, Ya‘kūb Zekî’nin derlediği divanı İspanyolca’ya çevirmiştir (Cordoba 1977). 3. Ḥânûtü ʿAṭṭâr (nşr. Muhammed b. Tâvît et-Tancî, Kahire 1951). İbn Şüheyd’in el-Ḥalvâ, el-Berd ve’n-nâr ve’l-ḥaṭab, Keşfü’d-dek ve îżâḥu’ş-şek adlı eserleri kaynaklarda zikredilmektedir.

İbn Şüheyd hakkında yapılan başlıca çalışmalar şunlardır: Charles Pellat, İbn Şüheyd el-Endelüsî: Ḥayâtühû ve ârâʾühû (Amman 1965); Hâzım Abdullah Hıdır, Ebû ʿÂmir b. Şüheyd el-Endelüsî: Ḥayâtühû ve edebühû (Bağdad 1984); İbn Şüheyd el-Endelüsî (Bağdad 1984); Mustafa Aydın, İbn Şüheyd ve Edebî Kişiliği (doktora tezi, 1992, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü); Abdullah Sâlim el-Mi‘tânî, İbn Şüheyd el-Endelüsî ve cühûdühû fi’n-naḳdi’l-edebî (İskenderiye 1994)

BİBLİYOGRAFYA :
İbn Şüheyd, Risâletü’t-tevâbiʿ ve’z-zevâbiʿ (nşr. Butrus el-Bustânî), Beyrut 1951, neşredenin girişi, s. 7-113; Seâlibî, Yetîmetü’d-dehr, II, 41-58; Humeydî, Ceẕvetü’l-muḳtebis (nşr. Muhammed Tâvît et-Tancî), Kahire 1386/1966, s. 133-136; Feth b. Hâkān el-Kaysî, Maṭmaḥu’l-enfüs ve mesraḥu’t-teʾennüs fî müleḥi ehli’l-Endelüs, İstanbul 1302, s. 19-22; İbn Bessâm eş-Şenterînî, eẕ-Ẕaḫîre, I, 32, 191-336; İmâdüddin el-İsfahânî, Ḫarîdetü’l-ḳaṣr ve cerîdetü’l-ʿaṣr (nşr. Âzertâş Âzernûş), Tunus 1972, III, 555-561; Dabbî, Buġyetü’l-mültemis, s. 191-194; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, III, 220-224; İbn Dihye, el-Muṭrib (nşr. İbrâhim el-Ebyârî v.dğr.), Kahire 1954, s. 158-163; İbnü’l-Ebbâr, İʿtâbü’l-küttâb (nşr. Sâlih el-Eşter), Beyrut 1406/1986, s. 201-203; İbn Hallikân, Vefeyât, I, 116-118; İbn Saîd el-Mağribî, el-Muġrib (nşr. Şevkī Dayf), Kahire 1953, I, 78-85; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XVII, 501-502; Safedî, el-Vâfî, VII, 144-148; Makkarî, Nefḥu’ṭ-ṭîb, I, 356-362, 380-382, 621-623; III, 244-246, 358-362; R. Dozy, Historie de los musulmanes de espana, Madrid 1984, III, 274-278; Ahmed Dayf, Belâġatü’l-ʿArab fi’l-Endelüs, Kahire 1342/1924, s. 43-60; Zekî Mübârek, en-Nes̱rü’l-fennî fi’l-ḳarni’r-râbiʿ, Beyrut 1352/1934, I, 317-332; II, 58, 368-387; Brockelmann, GAL Suppl., I, 429; Ahmed Emîn, Ẓuhrü’l-İslâm, Kahire 1966, III, 210-215; Sezgin, GAS, III, 679-698; Şevkī Dayf, el-Fen ve meẕâhibüh, Kahire 1977, s. 321-324; Don Josê Manuel Continente Ferrer, “Consider Aciones en Terno a las Relaciones entre la Risālat al-Tawābi’ wa-l-zawābi’ de Ibn Šuhayd Y la Rīsālat al-Gufrān de al-Ma’arrī”, Actas de las jornadas de Cultura Arabe e Islamica (1978), Madrid 1981, s. 125-133; Abdülvehhâb b. Mansûr, Aʿlâmü’l-Maġribi’l-ʿArabî, Rabat 1403/1983, III, 51-63; Ömer Ferruh, Târîḫu’l-edeb, IV, 454-461; Hannâ el-Fâhûrî, el-Mûcez fi’l-edebi’l-ʿArabî ve târîḫih, Beyrut 1985, III, 68-89; İhsan Abbas, Târîḫu’l-edebi’l-Endelüsî, Beyrut 1985, s. 270-302, 334-340; a.mlf., “İbn Şüheyd el-Endelüsî ve Şârl Bella”, Ebḥâs̱, XIX/3-4, Beyrut 1966, s. 395-407; Nasuhi Ünal Karaaslan, Ebü’l-Alâ el-Ma’arrî, Erzurum 1989, s. 46-61; The Legacy of Muslim Spain (ed. Salma Khadra Jayyusi), Leiden 1992, s. 335-342; M. Abdülmün‘im Hafâcî, el-Edebü’l-Endelüsî, Beyrut 1412/1992, s. 612-617; Sâlihiyye, el-Muʿcemü’ş-şâmil, III, 404; Ahmed Heykel, el-Edebü’l-Endelüsî, Kahire 1994, s. 367-394; Abdülkerîm Halîfe, İbn Ḥazm el-Endelüsî, Beyrut, ts., s. 56-59; Ch. Pellat, “Ibn Hazm, Ibn Suhayd et la Poésie Arab”, al-Mulk, III, Cordoba 1963, s. 89-98; a.mlf., “Ibn Shuhayd”, EI2 (İng.), III, 938-940; James Dickie, “Ibn Šuhayd”, al-Andalus, XXIX, Madrid 1964, s. 243-310; a.mlf., “The Dīwān of Ibn Shuhaid al-Andalusī”, BSOAS, XXXV (1972), s. 144-145; Tevfîk Bekâr, “Cedeliyyetü’l-mümâşele ve’l-muḳābele fi’t-Tevâbiʿ ve’z-zevâbiʿ li’bn Şüheyd”, Mecelletü Dirâsât Endelüsiyye, sy. 3, Tunus 1410/1989, s. 71-80; Selîm Reyhân, “Fi’t-teʿâmül maʿa’t-Tevâbiʿ ve’z-zevâbiʿ li’bn Şüheyd ve teʿaddüdi revâfidihâ”, a.e., sy. 18 (1418/1997), s. 5-26; Yûnus Şenevân, “eṣ-Ṣûre ve mevzûʿâtühâ fî şiʿri İbn Şüheyd el-Endelüsî”, a.e., s. 27-47; Âzertâş Âzernûş – Mihrân Erzende, “İbn Şüheyd”, DMBİ, IV, 94-99.
Bu madde ilk olarak 1999 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 20. cildinde, 381-383 numaralı sayfalarda yer almıştır.