KIBRIS DERSİ HAYAT DERSİ OLDU EĞİTİM SEKTÖRÜDE BÜYÜDÜ
BİL HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI DR. MUSTAFA AYDIN

Trabzon’da 7 çocuklu bir ailede büyüdü. Babası müftüydü. Subay oldu. Askeri ateşe olarak yurtdışında bulundu. Emekli olduktan sonra eğitim sektörüne girdi. Türkiye’nin ilk meslek yüksekokulunu kuran Dr. Mustafa Aydın’ın 17 şirketten oluşan bir eğitim ordusu var.

“Çok zor günler geçirdim ve eşime bile I’ söylemedim. Burada da söyleyemem. Komutan zafiyetini hissettirirse emri altındaki asker dağılır. Bu yaşam tarzım. Mısır’da askeri ateşeyken Ermeni terörü vardı, o dönem sıkıntılıydı, bunu söyleyebilirim.”

“Japonya’da da dershane var bizde asıl sorun kayıt dışı”

Türkiye’de eğitim sisteminin dershanelere mahkum olması eleştiriliyor. Dersaneler sistemin vazgeçilmezi mi?

Dershane Türkiye gerçeği. Bence sorun kayıt dışı dershaneler. 2 bin civarında kaçak dershane var. Amerika’da da 10 binin üzerinde dershane var. Japonya’da da var. Türkiye’de her yıl 2 milyon öğrenci mezun oluyor. 600 bin civarı Üniversiteye yerleşiyor, diğerleri dışarıda kalıyor. 600 binin içine girmek için büyük çaba sarf etmek gerekiyor.

Çocukluğunuzdan başlayalım. Trabzon doğumlusunuz. Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Babam müftüydü. Hepimizin okumasını istedi. Eğitime çok önem verdi, hepimiz de okuduk. Ben ilk, orta ve liseyi Trabzon’da okudum. Daha sonra Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne girdim. Master ve doktoramı da Endülüs edebiyatı üzerine yaptım.

‘Babam ceketini satıp bizi okuttu’

Çocukken çalıştınız mı? Hep çalıştım. Tabiri caizse babam ceketini sattı, bizi okuttu. Zor yıllardı. Ben kantarcılık yaptım, fındık, mısır tarlalarında çalıştım.

Sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’ne girdiniz…

Üniversiteyi bitirdikten sonra eğitmen subay oldum. Çok şey öğrendim askerlikten. Ateşe olarak görev yaptım. Lüksemburg, Belçika, Macaristan ve Mısır’da bulundum. Emekli oldum.

Eğitim sektörüne girmeye nasıl karar verdiniz?

Hep aklımdaydı. Askerlik esnasında yurt dışında görev yaparken hep sistemleri İnceledim. Biz aile olarak eğitime meraklıyız. Ben eğitimci olarak doğulduğuna inanıyorum. Benim hep böyle bir misyonum vardı. Emekli olduktan hemen sonra İstanbul Üniversitesine yardımcı doçent olarak başladım. Sonra 33 arkadaşımla birlikte BİL Kültür A.Ş.’yi kurduk.

Dershaneciliğe başladınız. Neden dershane?

İhtiyaç vardı ve benim yurtdışındaki izlenimlerim bu işin ‘Türkiye’de eksik yapıldığım gösteriyordu. Biz dershaneciliğe danışmanlık sistemini getirdik. Her öğrenciyi tanımanın önemine inandım. Matematik kampları gibi özel çalışmalar yaptık. Rehberlik hizmetlerine öncelik verdik. Kartopu gibi hızla büyüdük. BİL Dersaneleri Anadolu’da da büyüdü. 120 eğitim kurumumuz oldu, 250 bin öğrenci eğitim görüyor. Kendine yetme felsefesi.

Böyle bir büyümeyi hayal etmiş miydiniz?

Hayal diyemem ama yola çıkarken emindim. 1974 Kıbrıs Harekatı benim hayatımı çok değiştirdi. Hayat dersi oldu. Bu harekatta silahımız, tankımız vardı ama AB ülkeleri ve ABD bize ambargo uyguladı ve yedek parça alamadık. Yedek parçamız olmadığı için uçaklarımız uçmadı, tanklar yürümedi. O dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri kendi üretim tesislerini kurdu. Bunları askerken yaşadık. Ben eğitime başladığımda kendi kendine yetme mantığını benimsedim. Dersaneden sonra yayın kuruluşu, matbaa, lojistik şirketini kurdum.

Kaç şirketiniz oldu?

BİL Holding’in çatısı altında altında şu anda 17 firmamız var. Bunların tamamı eğitimle akraba. Dışarıya bağlı değiliz. Askerken öğrendiğim şeyi sivil hayatta da uyguladım.

Türkiye’de 100’ün üzerinde dersanesi, 250 binin üzerinde öğrencisi bulunan Aydın, Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu ve İstanbul Aydın Üniversitesi’nde otomotivden makyözlüğe kadar farklı alanlarda personel yetiştiriyor.

Türbanı en önemli sorun gibi göstermek çok yanlış

Sizce üniversitelerin bir numaralı sorunu türban mı?

Hayır. Bunu çok da yanlış buluyorum.

Sizin düşünceniz nedir?

Ben şahsi olarak eğitim özgürlüğüne inanıyorum. Kararname çıkınca kız öğlenciler türbanla okula girdiler. Biz yasal gereklilik ne diyorsa ona uyarız. Örtüsünden dolayı bir kişinin eğitiminin engellenmesini doğru bulmuyorum ama insanların hiçbir özelliği eğitime engel olamamak da diyorum ve aynı zamanda siyasete de alet olmamalı.

Türbanlı çok öğrenciniz var mı?

Yüzde 65’i kız öğrencilerimizin. Kız öğrencilerin ilgi gösterdiği bölümlerimiz fazla. Türbanlı öğrenci sayısı toplasanız 100’ü aşmaz.

Üniversite kurmayı hedeflemiş miydiniz?

1995 yılında idealim üniversite kurmaktı. Aynı yıl Anadolu Kültür Eğitim Vakfı’nı bu amaçla kurdum. Ama eğitim sistemimizdeki eksiklikleri görüyordum. Üniversiteden önce Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu’nu kurdum. Yüksekokul için Ar-Ge çalışması yaptık. Ülkemizde milyonlarca üniversite mezunu işsiz var. Üniversite mezunlarının da mantığı yanlış, hepsi masa başı iş bekliyor. ‘Devletin kapısına bir anahtarlık uydur da nasıl uydurursan uydur’ mantığı artık geçmişte kaldı.

Şirketlere ihtiyaçlarını sorduk

Nasıl bir ön çalışma yaptınız?

Meslek okulu deyince insanlar Türkiye’de hafife alıyor… Biz patronlara, farklı sektörlere gidip ‘Nasıl eleman istiyorsunuz?’ diye sorduk. Oteller, hastaneler, gazeteler, otomotivciler gezildi. Yüksekokulun program içerikleri kurgulandı. Örneğin otelci otelin resepsiyonunda duran kişinin iyi matematik bilmesini önemsemiyor ama vücut dili bilmesini istiyor. Programları sektörlerin isteklerine göre kurguladık.

Baktım çok farklı bölümler var. Bazı şirketler örneğin Turkcell Call-Center’larına direkt sizden eleman alıyormuş, Renault da öyle… Makyözlük, moda tasarımı…

60 bölüm var. 6 bin 500 öğrencimiz var. Önümüzdeki dönem 10 bin öğrenci bekliyoruz. Çevre ülkelerdeki ihtiyaçları da kurguladık. Türk eğitimi beyin ihracı üzerine de kurgulanmak. Çünkü Türkiye’deki olanaklar da belli. Bizim 3 binin üzerinde çözüm ortağımız var.

Ne yapıyorsunuz bu çözüm ortaklarıyla?

Onlar bize ihtiyaç duydukları personeli tarif ediyorlar, biz de yetiştiriyoruz. Türkiye’nin ilk vakıf meslek yüksekokulu burası.

‘Öğrenci bulamazsın’ dediler

Kurarken lise değil de yüksekokul olması sizi korkutmadı mı?

Hayır, ama bunu söyleyenler hayli çoktu. Bana, ’60 öğrenci bulamazsınız’ diyenler yanıldı, 1.996 öğrenci aldık. Kontenjanımız 2 bin idi. Biz buraya paralı öğrenci aldık, kapımızda da üniversite değil yüksek meslek okulu yazıyor.

Sizce bu önyargı niye var?

Meslek üniversitenin önünde. Herkes iş sahibi olmak istiyor. Ama üniversite denilince ‘İş garanti’ algılaması var. Oysa mesleğin önemli olan. Biz okulumuzda yerinde uygulama merkezi kurduk. Anlaşıyoruz kurumlarla, yerinde eğitim alıyorlar. Orada iyi olurlarsa, göze girerlerse işleri de garanti oluyor. 21 yüzyıl tek mesleğin, tek branşın para etmeyeceği bir yüzyıl. Akraba branşlarda da eğitim lazım. Diksiyon, pazarlama, makyöz, liderlik gibi 156 ayrı eğitimimiz var. 850 burslu öğrenci var.

2007’de üniversite kurdunuz. İstanbul Aydın Üniversitesi. Her bölüm var mı?

Üniversitede tıp ve eczacılık dışında tüm bölümler var. Moda, teknik tasarım, otomotiv, deri sektörü, yazılım üzerine bölümler var. Kuyumculuk ve takı tasarımı, çocuk gelişimi çok ilgi gördü. Yurtdışındaki 35 üniversite, 15 yabana kuruluşla iş birliğimiz var. Avrupa Üniversiteler Birliği’nin üyesiyiz. Yurtdışından da öğrenci alıyor, ortak yaz okulları düzenliyoruz. T Burslu öğrenciniz var mı? Burslu öğrenci sayımız 850.

Her sabah 3’te kalkıp 5’e kadar not alırım

MUSTAFA Aydın, “Her gün 03;00’da kalkarım 05.00’a kadar çalışırım. Yapacaklarımı not alır, günü programlarım. Sonra yatar 06.00 gibi kalkarım. 07.00-07.30 arası da evden çıkarım. Haftanın 2-3 günü sosyal projelerle ilgilenirim. Çok sayıda derneğin üyesiyim” diyor. “Durmayı bilmiyorum, işkoliğim ben. Şu anda enerjimi hovardaca kullandığım için kendimden şikayetçiyim. Tatil yapmıyorum.” Dr. Mustafa Ayılın durmak bilmeyen insanlardan, kendini bildiğinden beri hızlı hareket ediyor, hızlı konuşuyor, konuşurken heyecanını hissettiriyor. Karadeniz insanı. İstanbul Aydın Üniversitesi’nde buluştuk. Üniversite 2007 yılında kuruldu ama Mustafa Aydın’ın eğitimciliği 1995 yılında başladı.