EN BÜYÜK KAYNAĞIMIZ İNSAN

EN BÜYÜK KAYNAĞIMIZ İNSAN

10’uncu Büyükelçiler Toplantısı’na katılan Dr. Mustafa Aydın, Türkiye’nin en önemli kaynağının “insan” olduğunu söyledi.

İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı, Ankara’da bu yıl 10’uncusu düzenlenen Büyükelçiler Toplantısı’na katıldı.
TSK’da görev yaptığı dönemde birçok ülkede askeri ataşe olarak bulunduğunu hatırlatan Aydın, “Gördüm ki Türkiye’nin genç ve kalabalık nüfusu hiçbir ülkede yok. Türkiye’nin en önemli ve en büyük kaynağı, insan kaynağı. Bu kaynağı değerlendirmenin en önemli yolu da eğitimdir” diye konuştu. Aydın ayrıca, Türkiye’nin içinde bulunduğu zorlu ekonomik konjonktürel süreçten çıkış yollarıyla ilgili de tavsiyelerde bulundu.
——————————————————————————————————————————————————————
President of IAU joined the 10th Annual Meeting of the Ambassador in Ankara.

Dr. Mustafa Aydın reminded that he had been in many countries as military attache during his duty at the Turkish Armed Forces and said “I saw that no country has young and crowded population as Turkey has. Turkey’s most important and the biggest resource is human resource. The most efficient way to utilize this resource is education”. He also gave an advice about the way out of the difficult economic cyclical process in Turkey.

YÜKSEKÖĞRETİMDE YENİ EĞİLİMLER: DEĞİŞİME AYAK UYDURMA KONGRESİ BİLDİRİSİ

DR.MUSTAFA AYDIN, YÜKSEKÖĞRETİMDE YENİ EĞİLİMLER: DEĞİŞİME AYAK UYDURMA KONGRESİ BİLDİRİSİ, 12/04/2016, CEYLAN HOTEL, İSTANBUL

21. yüzyıl, karşımıza son derece karşmaşık ve global bir dünya çıkarmıştır. Teknolojinin de hızla gelişmesi ile yaşanan son derece büyük değişikliklerin nerede duracağı veya nereye kadar gideceği konusunda da bir öngörü bulunmamaktadır. Toplum olarak içinde bulunduğumuz çağa ayak uydurabilmemiz ve küreselleşen dünyada önemli bir yere sahip olabilmemiz için eğitim çok önemli bir unsurdur. Eğitimli ve nitelikli insan yetiştirmeye önem veren ülkeler sahip oldukları kaynakları daha verimli kullanabilmekte ve teknolojik, ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda güçlü hale gelebilmektedirler.

Ülkemizin durumunu göz önüne aldığımızda insan kapitali potansiyeline rağmen ülkemiz eğitim sektöründe ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Ülkemizde eğitim alanında özellikle son yirmi yılda birçok değişiklik yapılmıştır. Bunların bir kısmı yüzeysel, bir kısmı ise ciddi değişiklikleri içerir.

Tüm bunlar ülkemizde eğitim sektöründe bir tatminsizlik ve dolayısıyla bir arayış olduğunu bizlere göstermektedir. Bu arayışın en önemli sebeplerinden bir tanesi ülkemizin PISA ve TIMMS gibi uluslararası sınavlarda mükerrer olarak son sıralarda yer almasıdır.

Ülkemiz adına alınan patent sayıları da bizim ülke olarak üretim ve işe koşma anlamında ciddi sıkıntılarla karşılaştığımızın bir göstergesidir.  Bu noktada gelişen çağa ayak uydurabilmemiz için bizlerin de ülkemizdeki tüm kaynakları ve potansiyeli tespit edip, bunlardan üst düzeyde yararlanabilmemiz için özellikle yükseköğretimde bir revizyon yapmamız gerekmektedir.

Toplum, bulunduğu topraklarla bütünleşmelidir. Akademisyenler, birden fazla disiplin alanına yönelmeyip yeniliği reddederek, 17 yaşında girdiği üniversiteden 72 yaşında ayrılmaktadır. Aksine, öğrenilen bilgi ürüne dönüştürülmeli ve performans en üst seviyede tutulmalıdır. Kalite ve akreditasyona daha çok ağırlık verilmelidir.

Toplum, sadece ülkesi ile değil; dünyayla entegre olmalıdır. Nitekim bilim ve teknolojinin gün geçtikçe artan bir hızla gelişmesi yükseköğretimin dünyadaki konumunu da değiştirmiştir. Özellikle bilişim teknolojilerindeki bilgiyi üretme, bilgiye erişim, bilgiyi kullanma ve yayma noktalarındaki büyük değişimler bu konum değişikliğini tetikleyen en önemli etmen durumundadır. Yükseköğretim kurumları da bilim ve teknolojinin talepleri ve fırsatlarına yönelik bireyler yetiştirmek ve bireylerin bilginin bu döngüsüne ayak uydurmalarını sağlamak adına politikalarını düzenlemektedirler.

Üniversitelerin üç temel misyonundan söz edilmektedir.

Bunlar; bilgi üretme, bilgi transferi ve bilgiyi toplumla paylaşma misyonlarıdır. Yükseköğretimin üç temel misyonu için bir vizyon ortaya koymak gerekmektedir.  Avrupa Konseyi’nin yükseköğretimin vizyonu yeniden ifade edilecek olursa:

– Bilgi üretme vizyonu sürdürülebilir istihdam için gerekli bilgi, beceri ve yetkinlik ile donanmış, hayat boyu öğrenme becerilerine sahip, girişimci ve yenilikçi, kendini sürekli yenileyebilen ve geliştiren, kültürel değerlere duyarlı, demokratik toplumun aktif yurttaşları olan bireyler yetiştirmektir.

– Bilgi Transferi vizyonu entelektüel bir topluluk oluşturarak, yerel, ulusal ve küresel düzeylerde; entelektüel merak ile ekonomik ve sosyolojik sorunlara yönelik, uluslararası nitelikte bilgi ve teknolojiler üretmektir.

– Bilgiyi toplumla paylaşma vizyonu ise kamunun ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda; eğitim,araştırma,sağlık hizmetleri ile endüstrinin araştırma ve eğitim taleplerine, toplumun değer yargılarını gözardı etmeksizin cevap vermektir.  Bu anlamda üniversitenin kendine bakması ve kendisini merkeze alması gerekmektedir. Hep karşıya ve çevresine yönelik olan gözünü, kendisine yöneltmek durumundadır. Bu felsefi bir tutum takınmaktadır.

Üniversite sistemi, şeffaflık içinde, bir kefesinde özerklik ve özgürlük öteki kefesinde kalite güvencesi ve hesap verilebilirlik bulunan bir terazi dengesi içinde yürütülmelidir…

Bugün hepimizin hemfikir olduğu birtakım konular mevcuttur ki; ülkemizde yükseköğretim:

– Uygulama eksikliği, K12 ile bağlantıda yaşanan sıkıntılar, öğretim elemanı yetersizliği, yeterli sayıda ve nitelikte öğretim elemanı eksikliği, üniversite-paydaş  iş birliği yetersizliği ve bilimsel araştırmaların ve yayınların sayı ve nitelik sorunları ile karşı karşıya kalmakta ve tüm bunların çözümü için üniversiteler kendilerini geliştirmek durumundadır. Bu kongrenin temel amacı, günümüz yükseköğretim dünyasında oluşan yeni eğilimleri bilgi ve bilişim teknolojilerindeki değişim çerçevesinde gözden geçirmek ve bu bağlamda yapılan değişiklikleri ve uygulamaları paylaşmak ve tartışmaktadır.

Bu doğrultuda İAÜ olarak vizyonumuz yükseköğretimin gelişmesine katkıda bulunmak, akredite edilmiş programlarla, uluslararası öğrencilere yönelik çalışmalarıyla ve inovaktif- girişimci üniversite rolüyle 21. yüzyıla ayak uydurmanın yanında 21. yüzyılın önünde giden örnek bir üniversite anlayışını sergilemektedir. Bu düşüncelerle kongrenin tüm eğitim camiasına ve ülkemize hayırlı olmasını diler, hepinize saygılarımı sunarım…

TÜRK YÜKSEKÖĞRETİMİNİN 2023 VİZYONU BİLDİRİSİ

DR.MUSTAFA AYDIN, TÜRK YÜKSEKÖĞRETİMİNİN 2023 VİZYONU BİLDİRİSİ

Günümüzde üniversiteler bireylere meslek kazandıran kurumların ötesinde kişinin ben farkındalığını arttırmaya, birlikte çalışabilme becerilerini desteklemeye, yaratıcı ve eleştirel düşünmenin geliştirilmesine, problem çözme becerilerinin ve teknolojik yeterliliklerin kazandırılmasına odaklanmışlardır. Özellikle ekonomi alanında 2023 yılına çok net bir vizyon ile yürüyen Türkiye, yükseköğretim sektöründe de etkin ve çağdaş bir vizyon belirlemelidir.

Bir insan, kurum ya da ülkenin yararlı şeyler üretmek ve iş gücü ile küresel rekabete ayak uydurabilmesi için teknolojik imkânları en iyi şekilde kullanması, girişimci genç nüfus yetiştirebilmesi ve sosyo-kültürel uyum yeteneğine sahip olması gerekmektedir.

Oysa ki Türkiye’deki sanayinin yıllardır süregelen kayıt dışı yapılanması, iş modellerinin bilim, AR-GE ve inovasyon üzerine inşa edilmesi yerine, teknik altyapısı olmayan çalışanlar ile iş yürütme alışkanlığı ve devlet kaynaklarından sınırsız beklentilerle şekillenmiş bir özel sektör yapısı olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda, bu iş görme şeklini destekleyen siyasi ve idari yapının hoşgörüsü nedeniyle Türkiye global piyasaların görmek istediği ve arayışında olduğu formatta yüksek kaliteli ve donanımlı istihdam gücü yetiştirmede ciddi problemler yaşamaktadır. Bahsettiğimiz 2023 vizyonu ile doğru orantıda, geleceğin üniversitesi ülkemizin bugün değil özellikle yarın ihtiyaç duyacağı istihdam alanlarında eğitim fırsatları sağlayacak bir üniversite sistemi gerekmektedir.

Çağımız, bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler nedeni ile artık var olan bilgilerin güncellendiği ve geleneksel eğitimin yetersiz kaldığı ve bu nedenle de 21. yüzyıl becerileri olarak adlandırdığımız yeni becerilerin tanımlandığı bir çağdır. Günümüzde üniversiteler artık hazır bilgiyi aktarmaya dayalı değil, bilgiyi inşa etmeye ve sentezlemeye odaklanan, proje tabanlı sorgulama ve araştırmaya dayalı bir sisteme sahip, yaparak öğrenme veya sanal gerçeklik ortamlarında yaşayarak öğrenmeye önem veren, dinamik, etkileşimli ve yaratıcı bilgi modüllerine dayalı bir eğitim-öğretim sunan yapılar olmalıdır.

  1. yüzyıl becerilerini ise etkili iletişim, yaratıcılık ve entelektüel merak,

eleştirel ve sistemli düşünme, bilgi ve medya okur-yazarlığı, iş birliği, problem çözme,kendini anlama, sosyal sorumluluk, liderlik yapma ve uyum sağlayabilme olarak tanımlanmaktadır.

  • Teknolojiyi kullanan ve kullanabilen mezunlar yerine teknoloji üretebilecek şekilde eğitilmiş mezunlar yetiştirme, kaldı ki bizler bunun birinci bölümünde bile ikmale kalmış durumdayız.
  • Ülkemizi bir teknoloji çöplüğü haline getirmemeli, teknolojiyi odalara hapsetmekten kaçınarak kullanılabilir araçlar haline getirmeliyiz.
  • Üniversitelerin öğrenci, AR-GE ve akademisyen odaklı sınıflandırılmaları ve bu odaklara özellikle yoğunlaştırılması gerekmektedir.
  • Sanayinin uluslararası arenada rekabet edebilir hale dönüştürülmesinde rol üstlenmesi gerekmektedir.
  • Araştırma ve Geliştirme alanlarının muhakkak 2023 değil 2053 Türkiye’si ihtiyaçları belirlenip araştırmaların o alanlara yönlendirilmesi ve teşvik edilmesi çok önemlidir.
  • Üniversitelerin 2023 vizyonu doğrultusunda tespit edilecek alanların üniversitelerin yapıları bulundukları bölgeleri de göz önüne alınarak yatırım yapmaları veya yaygınlaştırılmaları fark yaratacak bir altyapıya kavuşturulmaları teşvik edilmelidir.

Sürekli ara elaman söylemleri ile mesleki eğitim zayıflatmak yerine,  “İşçisin Sen İşçi Kal” mantığı terk edilerek mesleki eğitim teşvik edilmeli, öğrencilere öğrenme özgürlüğü şansı tanınarak lisans, yüksek lisans, doktora imkanları sunulmalıdır. 2023 hedeflerine doğru ilerlerken birçok yol kat ettiğimizi de göz ardı edemeyiz. Alt yapılarımızı güçlendirdik, eğitim kalitemizi arttırma yönünde çalışmalar yürüttük, TÜBİTAK destek ve teşvikleri ile araştırma ve yayın alışmalarına hız verilmeye , uluslararası platformlarda sesimizi daha çok duyurmaya çalıştık; akademisyenlerimizi, öğrencilerimizi bilinçlendirdik, sıkıntılar olsa da yeni üniversiteler açtık, sayımızı 180’lere dayadık…

Tüm bunlara rağmen yine biliyoruz ki daha yolun çok başındayız. Dünya hızla gelişiyor, ayak uydurmakla kalmayıp öne geçmemiz gerekmekte. Bunu tek başımıza yapamayız. Kamu ve özel sektör kuruluşları, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tüm kuruluşlar bir araya gelmek ve ortak bir paydada buluşarak hedefe birlikte yürümek zorundayız…

TÜRK YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİNDE SON 30 YILDA EDUSUMMIT BİLDİRİSİ

DR.MUSTAFA AYDIN, TÜRK YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİNDE SON 30 YILDA EDUSUMMIT BİLDİRİSİ

Türkiye yükseköğretim sisteminde son yıllarda ciddi bir büyüme görüyoruz. 1995 yılında %9 olan üniversite açılma oranı 2013 itibariyle %40’lara ulaştı. Türkiye’nin yükseköğretim alanında Çin, Bangladeş, İran, Brezilya, Hindistan gibi ülkelerin ardından %120’2lerde bir  büyüme oranı ile bu ülkelerin ardından en hızlı büyüyen ülkeler arasında bulunduğunu memnuniyetle görüyoruz.

2010’da açıköğretim dâhil 3,5 milyon, 2013’te 4,9 milyon, 2014’te ise 5,5 milyon yükseköğretim öğrenci sayısına ulaşıldığı düşünüldüğünde, Türkiye’nin tüm dünyada bazı lider ülkeler dışarıda tutulursa en yüksek potansiyele sahip ülkelerden biri olduğunu görmekteyiz.

Ülkemizdeki bu büyümenin en temel sebepleri olarak demografik yapı, artan üniversite sayıları, zorunlu hale gelen 12 yıllık eğitim, değişen global sosyo-ekonomik dinamikler ve en önemlisi gittikçe daha fazla uluslararasılaşan yükseköğretim gösterilebilir.

Ancak büyüme kalitenin düşmanıdır. Kalitenin korunması ve hatta artırılması da ancak uluslararasılaşan üniversitelerle mümkündür.

Türkiye yükseköğretim sisteminin her bakımdan ve bütün boyutlarıyla uluslararasılaştırılması asli gerekliliktir. Coğrafi avantajı ve tarihsel birikimi ile ülkemizin küresel güçler arasında yükselmesine ivme kazandıracak alanların başında yükseköğretim gelmektedir.

Ülkemizin dünyadaki olumlu etkisinin artışı, tarihi ve kültürel birikimi, ekonomik istikrarı yükseköğretim sistemimizi de dünya ile giderek artan bir diyalog ve etkileşime sokmuştur. Türkiye yükseköğretimi Türkiye’nin en önemli yumuşak güç unsurlarından biri haline gelmiştir.

Yükseköğretim Kurumları son yıllarda sayıları gittikçe artan uluslararası öğrenci pastasından pay almak için farklı stratejiler geliştirmekte ve daha aktif roller almaktadırlar.

Türkiye’de yükseköğrenim gören uluslararası öğrenci sayısı 2006 yılında 16 bin iken, 2013 yılına gelindiğinde üç kattan fazla artarak 47 bine, Nisan 2014 itibariyle ise 55 bine ulaşmıştır. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nde okuyan yabancı uyruklu öğrencilerde dahil edildiğinde bu sayı 70 bine varmaktadır.

Türkiye üniversitelerinde 2012 yılı itibariyle 1.700, Nisan 2014 verilerine göre ise 2600 civarında uluslararası öğretim elemanı görev almaktadır. Erasmus programı ile 2004-2012 yılları arasında gelen öğrenci sayısı 28 bin, giden öğrenci sayısı 71 bindir; gelen öğretim elemanı sayısı 11 bin, giden öğretim elemanı sayısı ise 16 bin’dir. Yükseköğretim Kurulu, kısa dönemli öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliğini Avrupa dışı coğrafyalara da genişletmek amacıyla, Mevlana Değişim Programını başlatmıştır.

İlk uygulanma dönemi olan 2013-2014 eğitim-öğretim yılı için, 1.000’ e yakın öğrenci ve 1.000’ e yakın öğretim elemanının sistemden yararlanması sağlanmıştır. 2009’ dan bu yana yaklaşık 6 bin öğretim elemanı Yükseköğretim Kurulunun yurt dışı araştırma desteklerinden faydalanmıştır.

Üniversiteler dünyanın her kıtasında düzenlenen uluslararası eğitim fuarlarına, organizasyonlara büyük ilgi göstermekte, ikili iş birliklerini geliştirecek bağlantılar bulma ve öğrenci temini ile ilgili lokal kurumlar ile anlaşma zemini oluşturma çabasındadırlar.

Buradaki amaç ikili değişim programları ile uluslararası öğrencileri kendi ülkelerine çekmek ve kendi üniversitelerinin hedef ülkelerde tanınırlık ve bilinirlik algısını yükselterek uluslararası öğrenci temin etmek, Üniversitelerle öğrenci ve personel değişim programları oluşturmak ve böylece çok kültürlü ve uluslararası kampüsler meydana getirmektir.

Ayrıca Yükseköğretim Kurumları bünyelerinde var olan İngilizce program sayısını ve Türkçe programlar için de İngilizce ders sayısını arttırmaya çalışmaktadır.

Türkiye yabancı dil düzeyinde son derece alt sıralardadır. Yabancı dil eğitiminde ise tamamıyla sınıfta kalmış durumdadır. Bu konuda ivedilikle yeni politikalar geliştirilmelidir.

Türkiye yükseköğretim alanının uluslararasılaşması, sadece ülkemizin bölgesel ve küresel konumuna katkı yapması açısından değil, aynı zamanda üniversite anlayışının her bakımdan zenginleşmesine, üniversitelerimizin eğitim-öğretim ve araştırma kalitesinin gelişmesine vasıta olması bakımından da anlamlıdır.

Türkiye’nin uluslararasılaşma stratejisini, bölgesel gücü ve küresel hedefleri doğrultusunda oluşturması gereklidir.

Bu bağlamda yalnızca yakın coğrafya ve kültür havzalarıyla değil, Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri ile de yükseköğretim alanında ilişkileri geliştirmek Türkiye için gerçekleştirilebilir bir stratejidir.

Hedef, yeni başlayan bu uluslararasılaşma eğiliminin Türkiye yükseköğretiminin gelecek vizyonu içerisinde merkezi bir yerde olmasını sağlayacak mekanizmaları oluşturmak, Türkiye’nin dünyadaki konumuna uygun, ekonomik ve dış politika hedefleriyle uyumlu bir seviyeye çıkarmak, uzun vadeli başarısı için ülke içinde kurumsallaşmasını ve dünyada markalaşmasını sağlayacak önlemleri almak, çok boyutlu ve çok taraflı bir politikayı konunun bütün paydaşlarıyla entegre bir şekilde yürütebilmektedir.

Uluslararasılaşma dediğimizde üniversitelerimiz;

  • Öncelikle üniversiteler uluslararası öğrenci teminini sağlayacak kendi kaynaklarını, akademik programlarını, yeterliliklerini ve fiziki şartlarını buna göre düzenlemiş olmalıdır.
  • Uluslararasılaşmanın en temel faktörü olan İngilizce programların çokluğu, teknolojik ve fiziki altyapıların uluslararası modern araç-gereçlerle donatılmalıdır.
  • Çağımızın gerektirdiği bilgi ve enformasyon gereçlerini etkin kullanabilen bir tekno-kampüs oluşturulmalıdır.
  • Dünyanın uluslararası eğitimde nicelik ve nitelik bakımından kabul görmüş sayılı üniversiteleri, sanayi ve ticari kurum ve kuruluşları iş birlikleri yapılmalıdır.
  • Çok dilli ve çok kültürlü akademik bir çevrenin varlığı oluşturulmalıdır.
  • Öğrencilere yönelik sosyal aktiviteler gerçekleştirilmelidir.
  • Ulaşımı kolay merkezi bir kampüs olgusu,
  • Uluslararası öğrenci başvuru sisteminin online bir altyapıya sahip olması ve kayıt sürecinin esnek olması gerekmektedir.
  • Çok yoğun bir tanıtım faaliyeti yapmalıdır. Özellikle tanıtımlarda mevcut uluslararası öğrencileri kullanarak öğrencilerin ilgisi çekilmelidir.
  • Yurt dışı eğitim fuarlarına yoğun katılım sağlanmalıdır.
  • Kendi bünyeleri içinde yabancı dilde eğitim programlarını arttırmalıdır.
  • Tanıtımların etkili ve profesyonelce yapılmasına özen göstermelidir.
  • Türkiye’nin tanıtımına da öncelik vererek Türkiye’de okumanın öğrencilere kazandıracağı ayrıcalıklara değinmeleri bu yönde markalaşma çalışmalarına destek vermelidir.
  • Yükseköğretim kurumlarında Uluslararası Öğrenci Temini ve Uluslararası Öğrenci İşleri birimleri kurulmalıdır.
  • Uluslararası öğrenciler uygun eğitim ücretleri ve ödeme olanakları sunmaları gerekmektedir.
  • Yaz programları oluşturmaları gerekmektedir.
  • Öğrencilere verimli ve faydalı bir sosyal iklim yaratılmalıdır.
  • Eğitim ve öğretim sadece anfi, kütüphane ve laboratuvarlardan ibaret olmayıp bunlarla sınırlandırılmamalıdır. Ülkesini ve kendi coğrafyasındaki ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmelere entegre olabilen bir üniversite anlayışı hakim kılınmalıdır.
  • Uluslararası öğrenci konseyleri kurulmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.
  • Üniversitelerin uluslararası öğrencilerin yurt imkânlarını arttırmaları gereklidir.

Türkiye’de Devlet Üniversitelerinde bürokrasiden dolayı uluslararası öğrenci alımı sınırlı ve zaman almaktadır.  Vakıf Üniversitelerinde ise, Üniversitenin imkânlarına ve gelişimine bağlı olarak kapasite ve barınma imkânları artmaktadır. 2014 yılı itibari ile ülkemizde 54 bin uluslararası öğrenci eğitim görmektedir.

Ancak Türkiye’de üniversitelerin uluslararası öğrencilerin beklentilerini tam olarak karşılayabilmesi için; uygun fiyatlı barınma ve yemek, zengin yabancı dilde eğitim olanakları, uluslararası öğrencilerin hayatını kolaylaştıracak şekilde her noktanın detaylı düşünülmesi konusunda birçok üniversitemizin daha kat etmesi gereken çok yol görünmektedir.

Büyükelçiliklerimiz, Dışişleri Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu gibi ilgili birçok paydaş birlikte hareket etmeli, ülkemize uluslararası öğrenci gelişinde yaşanan problem ve bürokratik sorunları çözmek için hep birlikte hareket etmelidir.

Uluslararasılaşmada en büyük kaynak uluslararası öğrenci ve öğretim elemanıdır.  Bunun için MEB, YÖK, Turizm, Ekonomi ve Dışişleri Bakanlığı iş birliği içerisinde ülkemizdeki yükseköğretimi bir cazibe merkezi haline getirmek için çalışmalar yapmalı, tanıtım stratejisi belirlemelidir.

Türkiye’de birçok kurumun yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarıyla ortak geliştirdikleri projeler vardır. Ortak projeler geliştirilmesi için çeşitli ulusal ve uluslararası kurumlardan da fonlar sağlanmaktadır. Öncelikle üniversitelerin bu tip ortak projeleri etkin olarak öğrencilerine sunması için öğrencilerini ve personelini dil bakımından daha yetkin bir seviyeye ulaştırması gerekmektedir.

Vakıf Üniversitelerinden sadece önde gelen birkaç üniversite yeterli tanıtımı yaparak öğrenci alışverişinde yeterli koordinasyonu sağlamaktadır.  Ayrıca bu üniversiteler, öğrenci seçiciliğini ön planda tutmaktadırlar. Bu programlar hiç şüphesiz öğrencilerin dikkatini çekmekte ve öğrencilerin üniversite seçiminde önemli bir kriter teşkil etmektedir.

Ancak daha yaygın bir coğrafyada ve pratikte işlerliği yüksek programlara ihtiyaç vardır.

Özellikle öğrenciler için maddi ekstra külfet getirmeyen programlar rağbet görmekte ve bu yönde yeni programlara ihtiyaç duyulmaktadır. Vakıf Üniversiteleri yurt dışı iş birliği için özel yapılanmaya gitmektedir.

Bir üniversitenin uluslararası olabilmesi için toplam öğrenci sayısının en az %5’inin uluslararası öğrenci olması istenmektedir. Vakıf Üniversitelerinin çoğunda İngilizce eğitim veren bölüm/programlar bulunmaktadır. Uluslararası yurt dışı tanıtım programları öğrenci artışına ve kalitesindeki yükselişe yardımcı olacaktır.

Uluslararasılaşma yükseköğretimde bir ülke stratejisi olarak algılandığı ve kabul gördüğü zaman mutlak surette başarıya ulaşacaktır.

Bu nedenle üniversiteler gerek devletin ilgili kurumları ve gerekse de DEİK bünyesinde kurulmuş olan Eğitim Ekonomisi İş Konseyi aracılığıyla yurt dışı uluslararası öğrenci temin ve uluslararası işbirliği stratejisini belirlemekte ve bu kuruluşlar aracılığı ile ortak kararlar alarak uluslararası eğitimin yükselen bir yıldızı olarak “Türkiye” markasını dünya genelinde tanıtmayı amaçlamaktadır.

 

  • Yabancı dil eğitimi veren programlarının arttırılması öğrenci sayısını arttıracaktır.
  • Türkçe eğitim verilen bölümlere en az %30 İngilizce ağırlıklı ders konulması öğrencilerin İngilizce yeterliliklerinin arttırılması sağlayarak, uluslararası öğrencilerin de üniversiteyi tercih etmesini kolaylaştıracaktır.
  • Yabancı dil ile eğitim yapılan programlarda öğretim üyelerinin Türkçe ders anlatmaktan kaçınması bir zorunluluktur.
  • Uluslararası öğrencilerin Türkiye’yi eğitim destinasyonu olarak görebilmesi ve sürekliliğin sağlanabilmesi için bütün çalışmalar devlet politikasına dönüştürülmesi ve gerekli altyapı çalışmaların süratle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Üniversitelerin bu konuda hızla yol kat edebilmeleri için YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ekonomi, İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı’nın ortak bir hedefe bilincinde koordineli bir şekilde çalışması ile mümkün olabilecektir.

Ayrıca vize, ulaşım ve barınma paketi, burs vb. konularda bazı kolaylıklar yapılması uluslararası öğrenci sayısının hızla yükselmesine ve ülke olarak bu önemli pazardan daha büyük bir dilim almamıza olanak sağlayacaktır.

Çalışmalarımız sonucunda her gün daha da fazla sayıda üniversitemiz “Study in Turkey” çatısı altında birleşerek yurt dışına güç birliği ile açılıyor. Bu çatıda hep beraber hareket etmek ve ülkemizin yükseköğretim sektörünü dünyaya hep birlikte, tek koldan tanıtmak mecburiyetindeyiz.

Ben DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi olarak tüm üniversitelerimizi ve ilgili tüm paydaşlarımızı, siz değerli dostlarımızı bir kez daha çalışmalarımıza davet ediyorum. Sizden ricam Uluslararası İlişkiler ofislerinize destek vererek global çalışmalarda aktif yer almanız, çünkü sizlerin desteği ile ancak ülkemizin yüksek öğretim sektörü hak ettiği yere ulaşacaktır.

Birlikte yaratacağımız sinerji 2014 yılında ülkemizi uluslararası eğitim platformlarında çok daha yukarı seviyelere taşıyacak, ülkemizin hedeflediğimiz “cazibe merkezi”ne dönüşmesine hissedilir katkılar sağlayacaktır.

 

İSTANBUL EKONOMİ ZİRVESİ BİLDİRİSİ

İSTANBUL EKONOMİ ZİRVESİ BİLDİRİSİ, ÇIRAĞAN SARAYI, 25/12/2017, İSTANBUL

Dijitalleşme ve nesnelerin interneti gibi kavramlar günlük hayatımıza girdiğinden beri 4. faza diğer adı ile Endüstri 4.0’a geçmiş bulunmaktayız. Bugün dijitalleşen dünya ve endüstri 4.0, çeşitli sektörlere etkileri ile ilgili sektörlerin önde gelen temsilcileri tarafından ele alınacak ve zirvemizin kapanışında bu akşam en başarılı uygulamalar ödüllendirilecek. Şimdiden verimli, proaktif ve birbirimizden çok şey öğreneceğimiz bir gün olmasını temenni ediyorum. Katılımlarınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.

Ben de bu çok önemli konuyu en iyi bildiğim yönüyle ele almak isterim. Dünya ve ülkemiz 4. faz devrimleri yaşarken üniversitelerimiz nerede? Ne yapıyor veya ne yapmalı?

Artık bizler de 4. nesil üniversite yapılarına göre kurumlarımızı inşa ediyoruz.

Üniversitelerin yapısı değişiyor çünkü öğrenci profillerinde de önemli değişiklikler gözlemliyoruz.  Artık üniversitelerimiz öğrenci seçme kriterini yeni yapılanmalara uyarlayarak toplumda fark yaratacak kişileri seçmeyi önemsemeye başladı. Bu nedenle öğrencilerin üniversiteye girmesi için sınav başarısı ve yüksek not ortalaması yeterli değil. Gençlerin artık lise eğitimleri sırasında katıldıkları projeler, sosyal sorumluluk projeleri gibi daha aktif modeller üniversiteye girmesi için büyük bir önem kazandı.

Elbette bu aşama, öğrenciler için oldukça avantaj sağlıyor. 4. nesil üniversitelerde okuyan öğrenciler, kendi projelerini geliştirmek ve fikirlerini gerçekleştirmek için fırsat bulabiliyor. Artık öğrenciler üniversitelerde sadece öğrenen konumunda değil; sorumluluk alan ve fikirleriyle topluma faydalı projeler üreten bireyler konumundadır.

Biz üniversiteler olarak çağa ayak uydurmakla kalmayıp gelecek dönemin yeniliklerini izlemek ve uygulamak zorundayız. Çünkü bizler gelecek nesillere yön vererek onları gerçek dünyaya hazırlıyoruz. Bu sorumluluğun farkındalığıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

İAÜ olarak, bu bilinçle ilerlememiz sebebiyle bugün 102 ülkeden 4 bin uluslararası öğrenciye sahibiz. Bu sebeple İAÜ, uygulamalı eğitim felsefesini benimsemiş ve bu felsefenin ülkemizdeki ilk ve en etkin yöntemini hayata geçirmiştir. Bu felsefe, üniversitemizin genel misyonunda da, “Bilginin ürüne dönüşümünü hızlandırmaya yönelik çalışma ortamları geliştirmek, dünya standartlarında temel ve uygulamalı araştırmalar yapmak” ifadeleriyle kendine yer bulmaktadır. Bu bağlamda üniversite bünyesinde bulunan 29 uygulama ve araştırma merkezi, toplam sayısı 165’e varan uygulama laboratuvarı ile, öğrencilerin derslerde edindikleri teorik bilgi birikimini pratiğe dökerek pekiştirme imkanı sağlamaktadır.

Üniversitemiz ayrıca, Nobel ödüllü ünlü bilim insanımız Prof. Dr. Aziz Sancar’ın adını taşıyan Teknoloji Merkezimiz ile modern bir üniversitenin gerçekleştirdiği her türlü araştırma ve geliştirme faaliyetlerini başarıyla sürdürmektedir. Bu imkanları kullanan öğrencilerimizin geliştirdiği ürünler, çeşitli yarışmalarda ödüller kazanmakta, alınan lisans ve patentlerle Türkiye’nin üretimine katkı sağlamaktadır.

İAÜ’de, Yerinde Uygulama dersinin işleyişi, 2004 yılında oluşturulan ve geniş bir kadro ile hizmet veren Yerinde Uygulama Koordinatörlüğü’nün sorumluluğundadır. Bu birimin amacı öğrencilerine en fazla faydayı alabilecekleri uygulama yerlerini planlamak, uygulamalarında elde ettikleri faydayı ölçümlemektir. Yerinde Uygulama Koordinatörlüğü, bu amaçla binlerce kurum ve kuruluşla “Çözüm Ortaklığı” ilişkisi kurarak öğrencilerine uygulama fırsatı sunmaktadır. Yerinde Uygulama Dersi kapsamında öğrenci kabul eden pek çok çözüm ortağı, uygulamaya aldığı öğrencilere mezuniyet sonrasında da iş imkanı sağlamaktadır.

Üniversitemiz bünyesinde yer alan Kuluçka Merkezimiz de, öğrencilerimizin geliştirdiği yeni iş fikirlerinin, iş dünyasının en önemli markalarının temsilciliklerinin fikir ve teknik rehberliğinde filizlendiği bir ortam sunmaktadır. “Incubation İstanbul” (Kuluçka İstanbul) adıyla, girişimcilik ve kuluçka merkezi olarak 2016 yılında İstanbul Aydın Üniversitesi Teknoloji Transferi ve Proje Yönetim Ofisi (TTPYO) Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından kapılarını açan merkezimiz, ön kuluçka ve kuluçka hizmetleri, ticarileşme alanlarında başlangıç seviyesindeki girişimcilere ve şirketlere destek vermektedir.

Ayrıca yine üniversitemiz bünyesinde bulunan İstanbul Aydın Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi (İAÜ- TEKMER) de, üniversite ve sanayi iş birliğiyle “inovasyon”un ticarileşmesi amacıyla kurulmuştur.

TEKMER’ler teknoloji tabanlı gelişimi desteklemeyi hedefleyen “Kuluçka Merkezi” olarak çalışmaktadırlar. Piyasa şartlarında mücadele edilebilecek olgunluğa erişen işletmelerin piyasaya açılmasını ve boşalan yere yeni teknoloji tabanlı işletmelerin gelmesini hedefleyen bir sisteme sahiptirler. Sundukları altyapı ve hizmetlerle yeni kurulan bir işletmenin başlangıç maliyetlerini azaltmayı ve gelişmekte olan bir işletmenin başarısız olma olasılığını en aza indirmeyi hedeflemektedirler. Incubation İstanbul’daki iş fikirleri, TEKMER aracılığıyla KOSGEB desteklerinden de faydalanabilmektedir.

Tüm bu çalışmalarımız, gayretlerimiz dünya ile rekabet edebilen aydınlık bir gelecek yetiştirebilmek içindir.

Çevre, eğitim, sağlık, enerji, su, güvenlik, terör gibi hayati öneme sahip konularla ilgili problemler ve çözümleri artık ulusal bazda değil uluslararası boyutta tüm üniversitelerimiz tarafından ele alınmalıdır.

Uluslararası boyut konusunu biraz açmamız gerekirse, birçok şapkası olan ancak 40 senedir hiç çıkarmadığı eğitim şapkası ile burada bulunan bir hocanız olarak üniversitelerin geliştirmesi gereken en önemli yönlerinin uluslararasılaşma ve dünya insanı yetiştirmek olduğuna yürekten inandığıma beni tanıyan herkes şahitlik edecektir.

Araştırmaların uluslararası boyutlara taşınması için uluslararası iş birliklerinin ve araştırmada evrensel kalite standardının sağlanması gerekmektedir. Bu kriterler yükseköğretimi ilgilendiren tüm kamu ve kuruluşlarınca da benimsenmelidir. Teknolojinin baş döndürücü hızla geliştiği ve yenilendiği; iktisadi, toplumsal, siyasi, ve çevresel sorunların hızla arttığı, küresel ısınmanın bütün dünyayı endişelendirdiği bir zaman diliminde yaşadığımızı unutmamalıyız. Bundan dolayı üniversitenin, bütün bu meselelerini göz önünde bulundurarak çözümler üretmesi, dünya bilim ve fikir süper liginde yerini alması gerekmektedir. Dünya hızla gelişiyor, ayak uydurmakla kalmayıp öne geçmemiz gerekmekte. Hiç durmadan çalışmak ve farkındalık yaratacak projeler geliştirmeliyiz. Bunu tek başımıza yapamayız. Devlet organları, kamu kurumları, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tüm kuruluşlar bir araya gelmek ve ortak bir paydada buluşarak hedefe birlikte yürümek mecburiyetindeyiz. Yükseköğretimde seferberlik ilan etmek zorunluluğundayız.

Ancak bu birlikten doğacak güç ve sinerji ile yarınlara emin adımlarla yürüyebiliriz. Hepinize katılımlarınızdan dolayı şükranlarımı sunuyorum…

EEIK-TIM TÜRKİYE EĞİTİM ÜSSÜ OLABİLİR Mİ? EĞİTİM PANELİ BİLDİRİSİ

DR. MUSTAFA AYDIN, EEIK-TIM TÜRKİYE EĞİTİM ÜSSÜ OLABİLİR Mİ? EĞİTİM PANELİ BİLDİRİSİ

Uluslararası öğrenci hareketliliğinin tarihsel bağlamda ele alınınca yeni bir kavram olmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Kendi ülkesi dışına çıkarak farklı bir entelektüel birikime sahip olarak yeni dil öğrenme yaklaşımı geliştirmek son yıllarda artan globalleşmenin getirdiği seyahat kolaylığı ve ülkeler arasındaki iş birlikleri dolayısıyla daha çekici ve tercih edilebilir bir yol olarak kendini göstermektedir.

Ana dili İngilizce olan Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri büyük oranda uluslararası öğrenci çekme kapasitesine sahiptir.

Fakat son yıllarda hizmet ihracatının popülerliğinin artması dolayısıyla diğer ülkelerde yaptıkları yatırımlarla (ortak araştırma merkezleri, üniversite iş birlikleri vb.) pastadan daha fazla pay alma çabası içindedirler.

Bahsedilen etkenlerin ve bunların yanında uluslararası eğitim sektörünün kapasitesinin artması, güçlü biçimde beslenen ulusal eğitimin uluslararasılaştırılması, uluslararası öğrencilere çekici hale gelmeye başlayan ülke sayısının artması, sanal ve uzaktan eğitim olanaklarının artışı gibi faktörler sektörü rekabete açık ve pastadan pay alan oyuncu sayısı daha fazla hale getirmektedir.

Global ekonomide çok önemli bir yer teşkil eden, ülkelerin gelişiminde etkin bir rol oynayan uluslararası öğrenci hareketliliği, yukarıda detaylı belirtildiği üzere, birçok ülkede yükseköğretim ve devlet kurumları iş birliği ile ciddi boyutlarda yürütülmektedir.

Ülkemizin her geçen gün gelişen ve büyüyen yükseköğretim sektörünün bu platformda hak ettiği yeri alması kaçınılmazdır. Bu kapsamda, Türkiye’de sunulan eğitim hizmetlerinin yurt dışında tanıtımı konusunda DEİK desteği ile Eğitim Ekonomisi İş Konseyi olarak yapılan çalışmaların ülkemiz ekonomisine yapacağı katkıların yanı sıra üniversitelerimizin uluslararasılaşmasına ve eğitimde kaliteyi artırarak rekabet edilebilirlik düzeyi kazanmalarına büyük katkı sağlamaktadır.

DEİK bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, Türkiye’nin uluslararası bir yükseköğrenim merkezi olması amacı ile çalışmalar yürütmek üzere 2011 yılında kurulmuştur.

İş Konseyi’nin ana hedefleri;

  • Türkiye’de sunulan yükseköğrenim hizmetlerini uluslararası pazarlarda tanınmasını,
  • Başta bölge ülkeleri olmak üzere, uluslararası eğitim talebinin Türkiye’ye yönlendirilmesini,
  • Türkiye’nin yükseköğretimde bir “cazibe merkezi”ne dönüştürecek gerekli altyapının, özel sektör, kamu kurum ve kuruluşları ve tüm paydaşlarca yüksek düzeyli bir iş birliği içerisinde oluşturulmasını sağlamaktır. Konsey, yükseköğrenim kapsamında değerlendirilebilecek örgün olan ve olmayan tüm eğitim hizmetlerinin bu hedefler doğrultusunda kalitesinin ve çeşitliliğinin artırılmasına, ikili ve çok taraflı uluslararası iş birlikleri tesis edilmesine, tanıtım politikalarının standart ve önceliklerinin belirlenmesine, bu hedeflerin gerçekleşmesi için gerekli görülen yasal mevzuat altyapı düzenlenmelerinin oluşturulmasına ciddi katkılar sağlamaktadır.

DÜNYADA;

  • UNESCO 2012 verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 4,1 milyon öğrenci kendi ülkesi dışında, başka bir ülkede üniversite eğitimi almaktadır. 2013 yılı itibari ile bu sayının 4.5 milyona ulaştığı tahmin edilmektedir.
  • Bir öğrencinin yıllık ortalama maliyeti 40 bin $ civarında olup, dünyadaki 4.1 milyon öğrencinin yarattığı yıllık uluslararası öğrenci bütçesi 145 milyar $’a ulaşmaktadır.
  • UNESCO tahminleri, 2020 yılında yükseköğretimdeki uluslararası öğrenci sayısının 7 milyona ulaşacağını öngörerek, bunun da yıllık 280 milyar $’lık bir bütçeye tekabül edeceğini vurgulamaktadır.
  • Globalizasyonun etkisiyle, hükümetler ve kişiler öğrencilerin ufuklarının genişlemesini sağlamak ve yaşadığımız dünyanın ortak dilini, kültürünü ve iş yapma metotlarını daha iyi anlayıp öğrenmeleri için yükseköğrenime verdikleri önemi arttırmışlardır.
  • En çok öğrenci gönderen ülkeler; Çin, Hindistan, Güney Kore, Almanya, Türkiye ‘dir.
  • En çok öğrenci kabul eden ülkeler ise; Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa,Çin,Avustralya‘dır.
  • Oluşturulan devlet ajansları hedef ülkelerdeki birçok üniversite, acente, devlet kurumları ve özellikle liseler ile çok yönlü iş birliği antlaşmaları yapmaktadırlar.
  • Yine bu ülkeler, gelişmiş teknolojik altyapılarını kullanarak uluslararası öğrencileri cezbedici yeni yöntemler geliştirmişlerdir. Bunlardan bazıları 3 boyutlu kampüs turu, sanal fuar simülatörü ve canlı sohbet seçenekleridir.

 

TÜRKİYE’DE:

  • Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitelerimizin sayıları artmaktadır.
  • Türkiye’de yükseköğrenim gören uluslararası öğrenci sayısı 50 bin civarındadır. Uzaktan eğitim alanlarla birlikte bu sayı 70 bin’lere ulaşmaktadır.
  • Türkiye’ye gelen yabancı öğrencilerin çoğu tarihte ortak kültüre sahip olduğumuz ülkelerden gelmektedir.
  • 74 milyonluk nüfusumuzun 4.353.000’i yani yaklaşık % 7‘si yükseköğretim kurumlarında eğitim almaktadır. 4.353.000 öğrenci içinde uluslararası öğrenci sayısı 40.095’i yani yaklaşık %1’i bile bulmamaktadır.
  • 20 yıl öncesi Türkiye’deki yabancı öğrenci sayısına ve Türkiye’nin bugünkü yabancı öğrenci sayısına bakıldığında, Türkiye’nin performansı sınıfta kalmıştır.

 

TÜRKİYE NE YAPMALIDIR?

  • Devlet kurumlarının burs verdiği uluslararası öğrenci sayısını artırması; niteliklerini daha üst seviye kriterlere göre belirlemesi gerekmektedir.
  • Devlet finansmanıyla, yapısal bağlamda özerk bir tanıtım ajansı kurulmalıdır. Bu ajans yoluyla hem ülkenin hem de Türkiye markasının yükseltilmesi gerekmektedir.
  • Uluslararası tanıtım yapan üniversitelere verilen teşviklerin artırılması gerekmektedir.
  • Öğrencilerin ülkeye girişlerin gereken izinler için mümkün olan bürokrasinin en aza indirilmesi uygun olacaktır.
  • Uluslararası yükseköğretimdeki trendlerin yakalanabilmesi adına düzenli olarak çıkarılacak raporlar yol gösterici olacaktır.
  • STK’ların uluslararası öğrencilerin burs temini ve staj ayarlamalarıyla ilgili gerekli sorumluluğu üstelenmeleri gerekmektedir.
  • Kamu kuruluşlarının yurt dışında faaliyet gösteren temsilcilikleri uluslararası yükseköğretim tanıtımı konusunda çalışmalar yapmalıdır.
  • Seçimli staj imkânı ile öğrencilerin vize süreleri uzatılarak belli alanlarda çalışmalarına olanak sağlanmalıdır.
  • Uluslararası yükseköğretimle ilgili bakanlık veya müsteşarlık seviyesinde temsil makamları oluşturulmalıdır.
  • Uluslararası eğitimi adaptasyonun sistemsel boyutta düzenlenebilmesi için 5 ve 10 yıllık planlar yapılmalıdır.

 

BUGÜNE KADAR EEİK VE TÜM PAYDAŞLARIMIZ İLE NELER YAPTIK?

 

  • T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından uluslararası öğrencilerin vize süreçlerinin kolaylaştırılması amacıyla konsolosluklar bilgilendirilmiştir.
  • T.C. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uluslararası yükseköğretim hareketliliği bağlamında yapılan çalışmalara destek amacıyla eğitim müşavirlerine bilgilendirme yazıları gönderilmiştir.
  • NAFSA 2012,2013 ve 2014 Türkiye’den 14 yükseköğretim kurumu ve 50 üzerinde yükseköğretim temsilcisi ile katılım sağlanarak görkemli Türkiye pavyonunda marka değeri artırılabilmesi için çalışmalar yapılmış ve YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ve YÖK Yürütme Kurulu üyelerimiz tarafından etkinlik yerinde katılımcı kurumlarımıza destek verilmiştir.
  • T.C. İçişleri Bakanlığı tarafından oturma izinleri başvurularının hızlandırılması için ilçe merkezlerinden de bu işlemin yapılmasına izin verilmiştir.
  • Sağlık sigortası masrafları 1/3 oranında indirilmiştir.
  • T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 2014 yılında hayata geçmek üzere uluslararası öğrencilerin part time çalışabilmesini mümkün kılan yasa çıkarılmıştır.
  • Sayın YÖK Başkanımız, YÖK Yürütme Kurulu Üyelerimiz ve temsilcilerini katkıları ile Yemen, Fas ve Mısır’da yüksek katılımlı Türk üniversiteleri Fuarları düzenlenmiştir.
  • 10-13 Eylül 2013 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen EAIE Fuarı’na YÖK’ün katkıları ile tüm üniversitelerimizin aktif katılımları sağlanmıştır.
  • Milli Eğitim Bakanımız ve YÖK Başkanımız tarafından açılış konuşmaları yapılan EAIE fuarına 40’ın üzerinde Türk üniversitesi stand ile katılmış, 200’ün üzerinde üniversite temsilcimiz fuara ziyaretçi olarak iştirak ederek iş birliği antlaşmaları imzalamıştır.
  • 2012 ve 2013 yıllarında düzenlenen EEİK Uluslararası Öğrenci Temini Çalıştayları Yükseköğretim Kurulumuzun destekleri ve YÖK Yürütme Kurulu üyelerimizin katılımları ile 100’ün üzerinde katılımcı üniversite ile gerçekleştirilmiştir.

 

TÜRKİYE’NİN BİR EĞİTİM ÜSSÜ OLMASI İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

YÖK:

–           Bütün Türk Yükseköğretim Kurumlarının (devlet ve vakıf) bölge ülkelerinin Milli Eğitim Bakanlıkları’nca tanınması için bu ülkelerdeki ilgili bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunulması,

–           Vakıf Üniversitelerine karşı tereddütlerin önlenmesi ve bölge ülkelerinde etkin olarak tanınması için Vakıf Üniversitesi sistemi ile ilgili kısa bir bilgilendirmenin (yasa ile kurulduklarını, devlet güvencesinde olduğunu, tüm program ve diplomalarının akredite edildiğini belirten) kendi web sitelerinde ve Avrupa Akademik Bilgi Merkezi Ağı ve Ulusal Akademik Tanınma Bilgi Merkezi sitesinde İngilizce olarak sunulması,

–           Uluslararası öğrencilerin transfer, denklik ve başvurularının hızlı sonuçlandırılması için YÖK içerisinde bir birim oluşturulması.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI:

–           Büyükelçilik yetkililerimizin bölge ülkelerdeki ulusal eğitim sistemi, üniversiteye kabul sistemi, öğrenci sayısı, öğrencilerin temayülleri, ülkenin İK ihtiyaçları gibi konularda bilgi toplaması ve üniversitelerimizle paylaşması,

–           Vize işlemleri için özel bir statü ve kurallar geliştirilmesi sağlanmalıdır. Bakanlığın mevcut durumdaki çalışmalarının artırılarak öğrencilerin kısa sürede vize alabilmeleri sağlanmalıdır.  Sürenin uzaması öğrencilerin başka pazarlara yönelmesine sebep olmaktadır.

 

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI:

–           Turizm sektöründe görüldüğü gibi devlet eliyle eğitim sektörünün de reklam ve tanıtımının yapılması çalışmalarının artırılarak devam etmesi,

–           Türkiye’nin tanıtımı için hazırlanan materyallerde eğitime yer verilmesi,

–           Dış Temsilciliklerimizde görev yapan Kültür ve Turizm Müşavirlerinin, hedef ülkelerde bulunan Türkiye’nin tanıtımı için kurulmuş STK ve temsilcilerin toplantıya davet edilerek beklentilerin kendilerine sunulması.

 

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI:

–           İkamet izinleri için yetkili olan kuruluşlarda dil bilen, donanımlı personelin istihdam edilmesi.

–           Oturma izinleri verilirken bürokratik sürecin mümkün olan en az seviyeye indirilmesi.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI:

–           Konaklama sorunları için özel yurtların özendirilmesi, teşvik edilmesi ve devlet yurtlarında kontenjan ayrılması,

–           Dış Temsilciliklerimizde görev yapan Eğitim Müşavirlerinin toplantıya davet edilerek beklentilerin kendilerine sunulması,

–           Eğitim müşavirlerinin uluslararası öğrenci temininde EEİK’in aktif bir üyesi gibi çalışıp destek vermesi,

–           Mevcut eğitim sisteminde yabancı dil programlarının güçlendirilmesi.

 

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI:

 

–           OPT (Optional Training) uygulaması benzeri bir projenin bakanlık tarafından hayata geçirilerek gelen öğrencilerin memnuniyetinin ve iş hayatı başarısının artırılması önem taşımaktadır.

ÜNİVERSİTELERİMİZ:

–           Devlet üniversitelerinin vakıf üniversitelerinden çok daha ucuz fiyata öğrenci alması haksız rekabet yaratmaktadır. Devlet üniversitelerinin uluslararası öğrenciler için rekabeti regule eden bir sistem oluşturması,

–           Devlet ve Vakıf Üniversiteleri koordinasyonunun artırılması,

–           Devlet üniversitelerinin kontenjan, kadro ve fiziksel imkânları üzerinde aşırı yük mevcuttur. Uluslararası öğrencilerden ziyade ulusal öğrencilere burs sağlanması.

–           Üniversitelerin kendi bölgelerine, kazanımlarına ve uluslararası öğrencilerden talep edilme oranlarına göre ücretlerini belirlemeleri,

–           Öğrenci transferi planlanan ülkelerde hangi tür insan kaynağına ihtiyaç olduğunun detaylı araştırılması,

–           Uluslararası öğrencilere kaliteli eğitim ve uygun maliyet esasına göre eğitim imkânlarının sunulması,

–           Uluslararası öğrenci tanıtımında, üniversitelerin birbirleriyle rekabet etmeleri yerine, ortak tanıtım yöntemlerini kullanarak birbirlerini desteklemesi,

–           Diğer ülkelerde eksik ve açık olan programlar belirlenerek, üniversitelerimizde bu programların oluşturulması,

–           İngilizce program müfredatlarının güçlendirilmesi

 

EEİK OLARAK GELECEK DÖNEM PLANLARIMIZ NELERDİR?

 

  • Ülkemizdeki kamu ve özel kuruluşların öngörülen çalışmalar doğrultusunda biçimlendirilmesi,
  • DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi’nin çalışmalarının ve tanıtım materyallerinin yurt içi ve yurt dışındaki yetkili ve sorumlularla düzenli olarak güncellenerek paylaşılması,
  • Türk eğitim sistemini tanıtan bir ajans kurulması,
  • Türkiye’deki uluslararası öğrenci temsilcileri ile bir araya getirilerek, neden Türkiye’yi tercih ettikleri, hangi sıkıntılarla karşılaştıkları ve daha fazla uluslararası öğrenci temini için hangi yöntemlere başvurulması gerektiği konusunda sürekli görüş alışverişinde bulunulması,
  • Dünya çapında düzenlenen prestijli yükseköğretim etkinliği olan NAFSA,EAIE ve benzeri fuarlara her yıl artan katılımcı sayılarıyla iştirak edilmesi,
  • Uluslararası öğrenci temini çalışmalarını daha aktif hale getirmek için paydaşlarla her yıl en az iki kez bir araya gelerek çalıştay ve benzeri toplantılar düzenlenmesi
  • Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliği’nden Türkiye üniversitelerinin faydalarını artırabileceği iş birliği olarak görülen T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Müşavirlerini EEİK üyeleriyle İstanbul’da ortak bir toplantıda bir araya getirilmesi,
  • Öğrenci Temini Çalıştaylarının İş Konseyi koordinasyonunda her yıl düzenlenmesi,
  • Yurt dışındaki Ticaret ve Eğitim Müşavirlerimizin öğrenci temininde EEİK doğal üyesi gibi çalışmalar yürütmesi,
  • Yurt dışında görev yapan eğitim, kültür ve ekonomi alanındaki kamusal paydaşlarımızla aktif olarak çalışmalar ve iş birlikleri yürütülmesi,
  • Üniversitelerin hedef kitleleri, hedef ülkeleri, fuar bütçeleri farklı olduğu için tüm üniversitelerin katılacağı ortak fuarlar EEİK Yürütme Kurulu tarafından tespit edilmektedir.
  • EEİK olarak bu ülkelerde fuar katılımlarının yanında Türkiye’de yükseköğretimi temsilen kültürel etkinlikler (seminerler, konferanslar, resmi kurum ziyaretleri vb.) eş zamanlı planlanmaktadır.

 

EEİK OLARAK HEDEFİMİZ:

 

  1. 2015 yılında 100.000
  2. 2020 yılında 150.000
  3. 2023 yılında 180.000