“Yetersiz Olan Türkçe Değil, Biziz!”

“Yetersiz Olan Türkçe Değil, Biziz!”

Aydın Düşünce Platformu’nun Aralık ayı toplantısında Türkçe ve sorunları tartışıldı. Toplantıya ana konuşmacı olarak katılan AK Parti İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem, “Türkçe yetersiz bir dil değil, yetersiz olan Türkçeyi iyi kullanamayan bizleriz” dedi.

İstanbul Aydın Üniversitesi bünyesinde bulunan düşünce kuruluşu Aydın Düşünce Platformu’nun Aralık ayı toplantısında Türkçe konuşuldu. Türkçe’nin tarihi, gelişimi, bugünkü sorunları ve bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlerin tartışıldığı toplantıda ana konuşmacı olarak bulunan AK Parti İstanbul Milletvekili ve Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Başkanı Ekrem Erdem, Türkçe’nin birçok batı dilinden zengin olduğunu, dünya üstünde anadil olarak konuşulan beşinci büyük dil olduğunu ifade ederek, “Türkçe’nin bilim dili olma noktasında yetersiz kaldığı eleştirilerini kabul etmiyorum. Yetersiz olan Türkçe değil bizleriz” dedi.

“TÜRKÇE ANA SÜTÜMÜZ”

Toplantının açış konuşmasını yapan İstanbul Aydın Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Birinci, sözlerine “Türkçe bizim ana sütümüzdür” diyerek başladı. Türkçe’nin Türklerin milli varlığı olduğunu, dünya üstünde son Türk kalana kadar yaşayacağını söyleyen Birinci, “Bilimsel bir araştırmaya göre Türkçe, 3’üncü binyılda da yaşayacak olan 4 Avrupa dilinden biri olarak tespit edilmiş durumda. Geçmişe baktığımızda da 16’ncı yüzyılda Avrupalı tüccarlar, Osmanlı’da rahat ticaret yapabilmek için Türkçe öğrenirlerdi. Yeri gelmişken, Osmanlıca diye bir dil yoktur. Adı Osmanlı Türkçesi’dir, bunu da bilmemiz gerek. Türkçe’nin sivil toplum kuruluşları tarafından bir bayrak haline getirilmesi de çok önemsediğimiz ve mutlu olduğumuz bir durum” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE BİR KÜLTÜR SAVAŞI VERİYOR

Konuşmasının başında Türkiye’nin yıllardır bir çeşit kültür savaşı verdiğini ileri süren Erdem, “Bu savaşı kazanamazsak diğer hiçbir savaşı kazanamayız. Zira nereye gitsek vatandaşlarımız bize başta işyeri tabelaları olmak üzere birçok yerde kullanılan yanlış ve bozuk Türkçeden şikayet ediyor. Siyasetçi toplumun duyarlı olduğu konularda duyarlı olmak zorundadır. Bu nedenle biz de dil konusunda bir çalışma yapmaya karar verdik ve 2006 yılında Türkçe’nin sorunlarının araştırılması için bir araştırma önergesi verdik” diye konuştu. Söz konusu araştırma önergesini verirken bir parça endişelendiğini ifade eden Erdem, “Çünkü bu millet 60 yıldır dil üzerinden kavga etmiş. Yeni bir kavga çıkmasından endişelendim. Ancak kavga şöyle dursun, iktidarıyla muhalefetiyle tüm Meclis birlik oldu” ifadelerini kullandı.

Toplumdan talep edilmeyen hiçbir uygulamanın neticeye varamayacağının altını çizen Erdem, “Bu konuda en büyük örnek F klavyedir. F klavyeye başta itirazlar geldi. Ancak sonra o kadar benimsendi ki biz de hükümet olarak devlet dairelerinde F klavyeyi mecbur ettik. Şimdi Türk Standartları Enstitüsü’nün de çalışmasıyla bilgisayar üstündeki İngilizce kelimeli tuşlar da Türkçe olacak. Bu konuda üstünde çalıştığımız başka düzenlemeler de var. Örneğin sık sık tartışmalara sebep olan, ‘şapka’ dediğimiz inceltme işareti, yeni bir düzenlemeyle klavyelerde de yerini alacak. Artık ‘hala’ yazıp ‘hâlâ’ diye okumayacağız. Bundan başka Türk Lirası simgesi de klavyelerdeki yerini alacak. Ayrıca devlete alınacak yeni memur kadroları için yüzde 70 oranında Türkçe yeterliliği arayacağız. Mevcut nüfus memurları için de bir Türkçe kursu planlıyoruz. Bu kursu başarıyla bitirenler derece alacak, başarılı olamayanlar ise başka birimlere kaydırılacak. Zira öyle soyadlarıyla karşılaşıyoruz ki, adeta hakaret gibi. Bunun en önemli sebeplerinden biri nüfus memurlarının Türkçedeki yetersizliği” dedi. Türkçe’nin dünyanın en güçlü ve zengin dillerinden biri olduğunu ifade eden Erdem, “Türkçenin kendine güveni o kadar fazla ki, tüm dillerle korkmadan sakınmadan ilişki geliştirip kelime alıp verebiliyor. Bugün baktığınızda dünya üzerinde anadil olarak konuşulan beşinci dil Türkçe. Dolayısıyla Türkçe’nin ne bilim dili olarak, ne de bilişim dili olarak kullanılmasının önünde bir engel yok. Yetersiz deniyor. Yetersiz olan Türkçe değil, Türkçeyi doğru kullanamayan ve hakkını veremeyen bizleriz. Dil kimliğin bir parçasıdır. Dil varsa biz varız” şeklinde açıklamalarda bulundu.

“AYDINLAR TÜRKÇE’Yİ BERBAT ETTİLER!”

Türkçe’ye bugüne kadar en çok zarar verenlerin aydınlar olduğunu ileri süren Erdem, “Aydınlar güzel Türkçemizi berbat ettiler. Şimdiyse adına ‘plaza dili’ denen bir şey çıktı. Şahıs konuşurken herhangi bir şeyin Türkçesini hatırlayamıyor, onun yerine İngilizcesini kullanıyor, zamanla bunu alışkanlık haline getirip Türkçe cümlelerin arasında birçok İngilizce kelime kullanarak konuşmaya başlıyor. Sonra, inşaat firmalarımızın geliştirdiği konut projelerinin isimleri, hepsi birer felaket. Bundan başka bazı markalarımız Türkçe ifadelerin arasında yabancı dilden kelimeler sokarak, ya da Türkçe bir ifadeyi yabancı dil yazı kurallarına göre yazarak markalar üretiyorlar. Sözgelimi ‘paşa’ yazacak yerde ‘pasha’ yazıyorlar. Bu son derece yanlış bir anlayış. Bizim evvela kendimize saygımızın olması lazım. Ürettiğimiz ürün alanında başarılıysa ona koyduğunuz ismin çok da önemi kalmaz. Sosyal medyaya hiç girmiyorum bile. Bir de televizyonda ve sinemada kullanılan Türkçe var ki, o da ayrı bir sorun. ‘Tercüme Türkçesi’ denen bir şey var ki dilimize en büyük zararlardan birini de bu veriyor” ifadelerini kullandı.

Türkçenin sorunlarının çözümü için Türk Dil Kurumu’nun etkin olarak görevlendirilmesi gerektiğini söyleyen Erdem, “Türkçe’nin matematiği de, müzikalitesi de bilim dili ve bilişim dili olmaya çok uygun. Yeter ki biz çalışalım ve üretelim. TDK zaman zaman ürettiği kelimeler nedeniyle eleştiri de aldı. Ancak biz kelime türetmekten yine de çekinmemeliyiz. Bunun kararını da vatandaş verir zaten. Beğendiğini alıp günlük yaşama yerleştirir, beğenmediğini kullanmaz” dedi.

YABANCI DİLLE EĞİTİM Mİ, YABANCI DİL EĞİTİMİ Mİ?

Daha sonra söz alan konukların Türkçe konusunda en çok önemsediği sorunun “yabancı dille eğitim” olması dikkati çeken bir unsur olarak öne çıktı. İAÜ Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç “Yabancı dille eğitim bir müstemleke zihniyetidir. Bir an önce bundan vazgeçmemiz lazım. Zira bu konuda büyük bir sahtekarlık söz konusu. Bu eğitimden geçen öğrenci ne kendi dilini öğrenebiliyor, ne de yabancı dili öğrenebiliyor. Diller en iyi çeviri düzleminde kıyaslanabilir” derken, İAÜ İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi ve ünlü televizyoncu Fuat Kozluklu ise “Dünyanın hiçbir ülkesinde yabancı dille eğitim diye bir şey yok” diye konuştu. İAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İbrahim Hakkı Aydın sözlerinde “İnsanlar anadilleriyle düşünür ve rüya görürler” ifadelerine yer verirken, TBMM Eski Başkanvekili Yasin Hatiboğlu ise “Bir millet daha kendi anadilini bilemiyorsa, daha başka ne denebilir ki” ifadelerini kullandı. Öte yandan İAÜ Ortadoğu ve Kafkasya Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu Türkiye ve Türk dünyası arasında ortak bir dil ve alfabe geliştirilmesi gerekliliğinin kültür bağlarını korumak ve güçlendirmek açısından önemine değinirken, İAÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şuayip Karakaş ise “Bizdeki test usulü sınav sevdası yüzünden liseden gelen öğrenciler resmen Türkçe bilmeden geliyorlar. Ders kitaplarındaki Türkçe’ler dökülüyor. Öte yandan bir ülkede eğitim resmi dilde yapılır. Başka bir dilin eğitim dili veya ikinci resmi dil yapılması çok tehlikeli” dedi. Öte yandan “yabancı dille eğitim” ile “yabancı dil eğitimi” arasındaki farkın da üzerinde durularak, yabancı dil eğitiminin muhakkak devam etmesi, hatta teşvik edilmesi düşüncesi de paylaşıldı.

“TDK FABRİKA GİBİ ÇALIŞMALI”

Son olarak söz alan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın ise, ünlü yazar Attilâ İlhan’ın “Bir sözcük, ülkenin en ücra köyünde bile anlaşılabiliyorsa, o sözcük Türkçe’dir” ifadeleriyle başladığı konuşmasında “Türkçe’yi sadece batı dillerinin değil, doğu dillerinin de boyunduruğundan kurtarmamız gerekiyor. Tabii bu noktada konuya hem bilimsel, hem de gerçekçi yaklaşmak gerekiyor. Yani dile yerleşmiş, herkesin anladığı yabancı kelimelerle bir mücadelemiz olmamalı. Öte yandan eski dili yeniden gün yüzüne çıkarıp yeni nesle öğretmeye kalkmak ya da o dile dönmeye çalışmak da doğru bir yaklaşım olmaz. Türk Dil Kurumu bu konuda adeta bir fabrika gibi çalışmalı. Olabildiğince çok kelime türetmeli. Son kararı da halk verir zaten. Aksi takdirde dilimize yazık ederiz” şeklinde konuştu.



“It is not Turkish Language that is Inadequate, It is Us!”

Turkish Language and its issues were discussed during the December meeting of Aydin Dusunce Platform, a think tank established at IAU. Participated at the meeting as the main speaker, AK Party Istanbul Member of the Parliament Ekrem Erdem said, ” Turkish language is not an inadequate language, we are the ones who do not use Turkish properly.”

Established within Istanbul Aydin University, Aydin Dusunce Platform, a think tank, discussed Turkish language during its December meeting. Turkish language’s history, development, today’s issues and solutions to those issues were discussed during the meeting. Stating that Turkish language is richer than many other western languages and the fifth language spoken by the most people, AK Party Istanbul Representative and Turkish Language and Literature Association president Ekrem Erdem said, ” I do not accept the criticism that Turkish is inadequate as being a language of science. It’s not Turkish language, it is us who are inadequate.”

“TURKISH LANGUAGE IS OUR NATIONAL VALUE”

Delivering the opening speech, Istanbul Aydin University chairman of the Department of Turkish Language and Literature Necat Birinci, Ph.D., started out his speech by saying, “Turkish language is our national value.” Stating that Turkish is our, Turks, national value that it will survive until the last Turk lives, Professor Birinci said, ” According to a scientific research, Turkish language will be the 4th European language to survive during the 4th millennium. Looking back, we see that European merchants used to learn Turkish in order to do business with Ottoman Empire. By the way, there is no such language as Ottomon. It is Ottoman Turkish. We should all know that.”

TURKEY IS IN A CULTURE WAR 

Claiming that Turkey has been somewhat in a culture war for years, Erdem said, ” If we can’t win this war, we would never win any other wars. Our citizens complains about misuse of and broken Turkish. A politician must be sensitive to whatever the society is sensitive about. For this reason, we decided to conduct a work about language and in 2006 we offered a resolution to study the issues of Turkish language. Because our nation have fought over 60 years over language. I was worried about another fight to break out. Not only any fight or argument broke out, the whole parliament got together as a whole.”

Underscoring that no implementation that is not demanded by the society can reach any result, Erdem said, ” F keyboard is the biggest example of this. There were some rejections against F keyboard. But after a while it was adopted by a majority and we have switched to F keyboard at government offices. With the work conducted by Turkish Standards Institute (TSE) some of the keys on the keyboard will be changed to Turkish. The Turkish Lira sign will be on the keyboard as well. New employees of state enterprises and institutions will be required to know 70% Turkish. We are also planning to have Turkish language courses for sitting state officials. Those who successfully complete these classes will be promoted otherwise will be transferred to other units. We sometimes encounter with such last names that sound like an insult. The reason for that is because the officials do not speak Turkish properly.” Stating that Turkish is one of the richest and powerful language in the world, Erdem added, ” Turkish language is so self confident that it can exchange words from other languages without any fear. Today, Turkish is the fifth language spoken as a native language. So, there is no obstacle for Turkish to be a language of science or a language of informatics. They say it is inadequate. It’s not Turkish that is inadequate, it is us who use it improperly. Language is part of an identification. If there is language it means we exist.”

“INTELLECTUALS HAVE RUINED OUR LANGUAGE”

Claiming that intellectuals are the ones who damaged Turkish language the most, Erdem said, ” Intellectual people have ruined our language. Now there is this concept of “plaza language” which is use of English words instead of Turkish words. There is also this disaster of the names of the residential projects. Some of the brands mix foreign words with Turkish words or spell Turkish words as foreign words such as ‘pasa’ and spell it as ‘pasha’. This is very wrong. We need to respect ourselves first. If the production we manufacture is successful in its field, the name of it does not matter. I don’t even want to talk about social media. There is also this Turkish used on TV and cinema which is another issue. The most harm is done with “Translation Turkish” concept.”

Stating that Turkish Language Institute should work effectively to solve the issues of Turkish, Erdem said, “The mathematics and music quality of Turkish are suitable to become a language of science and informatics. As long as we work hard and produce. TDK was often criticized for the words it produced. But we should never hesitate of producing words. This decision is made by our citizens only. They use the words they like or not use the ones they don’t like.”

EDUCATION WITH FOREIGN LANGUAGE OR FOREIGN LANGUAGE EDUCATION?

One of the issues about Turkish language brought up by the attendees to the meeting was “education with foreign language.” Gunay Karaagac, a professor at IAU Department of Turkish Language and Literature, said, ” Education with foreign language is a mindset of colonization. We need to abandon this idea immediately. There is also a matter of fraud in this issue. A student who goes through such an education neither learns the foreign language in question nor does he learn his native language. Languages can be compared on a level of translation.” IAU Faculty of Communications Lecturer and a famous TV programmer Fuat Kozluklu said, ” There is no such thing as education with a foreign language at anywhere in the world.” IAU Vice Rector Ibrahim Hakki Aydin, Ph.D., said that people think and dream in their own language.” Former vice chair of TBMM Yasin Hatiboglu, “What can be said about a nation who does not know their own language.” IAU Middle East and Caucasus Research Center Director Kamil Veli Nerimanoglu, Ph.D. emphasized the importance of developing a common language and alphabet among Turkey and Turkish nations in order to strengthen and protecting the cultures ties. Suayip Karakas, professor at the faculty of Arts and Sciences at IAU said, “Because of multiple choice exams graduates of high schools come to colleges without knowing Turkish. Turkish used in textbooks is terrible. Moreover, education in a country must be given in a natural language. It is very dangerous to make another language a country’s education language or the second official language.” Distinction between “education with a foreign language” and “foreign language education” must be made and foreign language must be taught and supported.

“TDK MUST WORK LIKE A FACTORY”

Speaking at the meeting, Istanbul Aydin University President Dr. Mustafa Aydin started out his speech by saying, ” If a word is well understood at a distant village that word must be Turkish,” and added, ” We must save Turkish not only from western languages but also from eastern languages. We need to approach to the matter scientifically and realistically. So, we must not fight with those words that are understood by everyone. It is also not right to bring back an old language and make it used by the new generation. Turkish Language Institution must work like a factory on this matter. They must produce new words as much as they can. The last decision will be made by the public anyway. Otherwise we will just ruin our language.”

23.12.2016

“15 Temmuz Kayıt Dışı Siyasetin Bir Ürünüdür.”

“15 Temmuz Kayıt Dışı Siyasetin Bir Ürünüdür.”

Aydın Düşünce Platformu TBMM Eski Başkan’ı Cemil Çiçek’in fikir ve önderliğinde başlatıldığı “Türkiye’de Kayıt Dışı” konulu toplantı serisinin ilk oturumunu gerçekleştirdi.

 İstanbul Aydın Üniversitesi Aydın Düşünce Platformu’nun Kasım ayı toplantısında ‘Türkiye’de Kayıt Dışılar’ ele alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi ( TBMM ) eski başkanı Cemil Çiçek’in konuşmacı olarak yer aldığım toplantıda İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr.Mustafa Aydın, Çevre ve Orman eski bakanı Osman Pepe, Adalet eski bakanı Prof.Dr.Selçuk Öztek, Devlet Eski Bakanı Prof.Dr.Abdulhaluk Mehmet Çay, 22.Dönem Milletvekili Prof.Dr.Ömer Özyılmaz, 18.Dönem Milletvekili Yaşar Albayrak, Küçükçekmece Kaymakamı Harun Kaya ve birçok değerli isim katıldı.


HUKUK OKSİJEN GİBİ

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Eski Başkanı Cemil Çicek; “Siyasetin birçok tanımı var ancak güzel tanımı katıldığım bir toplantıda bir köylü vatandaşımız yapmıştı. “Esas mesele gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemek” dedi. İşte siyasetin en özlü tanımı bu.Bir ülkenin ekonomisinin üçte biri kayıt dışı ise bu durum siyasi ilişki olamadan gelişmez. O zaman siyasette de bir kayıt dışılık var Kayıt dışı siyasetin birden çok tanımı var. Özetle asıl görevi siyaset olmayan kişi ve kurumların siyasete müdahil olması diyebiliriz. Türkiye’de kayıt dışı siyaset kavramına sebep olan kişi ve kurumlara baktığımızda önümüze yargı,silahlı kuvvetler, sermaye ve medya grupları ile sosyolojik gruplar çıkmaktadır. Darbeler, kapatma davaları, 367 kararları ve son olarak 15 Temmuz bunların hepsi kayıt dışı siyasetin birer sonucudur. Hatta “her zaman bir yol bulunur” sözü de kayıt dışı siyaseti tarif eder” şekilde konuştu.

KAYIT DIŞILIĞIN HİÇBİR ÇEŞİDİ KABUL EDİLEMEZ

Toplantı da konuşan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın; “Kayıt dışı siyaset büyük ölçüde herhangi bir sorumluluk taşımadan siyasetin işleyişine müdahale etmektir. Bu müdahale eğitim, ekonomi, medya ve STK’lar yolu ile olabilir. Türk demokrasisi kayıt dışı siyasetin oluşturduğu sosyal, siyasi ve askeri olayların sonuçlarından büyük darbe almıştır. Ülkemiz bu kabul edilmesi mümkün olmayan siyaset alanının son acı örneğini 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü ile yaşadı.
Milletimiz demokrasiye olan inancı ve sarsılmaz iradesiyle, bu alçakça girişimi sonuçsuz bıraktı. Ne kayıt dışı siyasetin ne kayıt dışı ekonominin ne de kayıt dışı dinin günlük hayatta yeri olamaz” dedi.

 



JULY 15 IS A PRODUCT OF UNRECORDED POLITICS
Aydin Platform, a think tank, has organized the first session of the “Unrecorded in Turkey” meetings chaired by TBMM ( Turkish Parliament) former spokesperson, Cemil Cicek.

“Unrecorded Things in Turkey” was discussed during the November meeting of Istanbul Aydin University Aydin Platform. IAU President Dr. Mustafa Aydin; former Minister of Environment and Forestry Osman Pepe; former Minister of Justice Selcuk Oztek, PhD; former Minister of State Abdulhaluk Mehmet Cay, PhD; 22nd term member of the Parliament Omer Ozyilmaz, PhD; 18th term member of the Parliament Yasar Albayrak; Kucukcekmece District Governor Harun Kaya and many more have attended the meeting.

LAW IS LIKE AN OXYGEN

TBMM (Turkish Parliament)’s former spokesperson Cemil Cicek said, ” There are many definitions of politics but the best I heard from a villager ‘The main thing is to button up the first button right.’ This is the right definition of politics. If one third of a country’s economy is unrecorded, this can’t happen without politics. Then the politics of that country is unrecorded too. There are many definitions of unrecorded politics. In summary, we can say that involvement of the people and establishments with no politics background in politics. We have judicial, armed forces, capital and media outlets and social groups that define unrecorded politics in Turkey. Coups, closures of political parties, 367-decisions and finally July 15th coup attempt are all a production of unrecorded politics. Moreover, ‘there is always a way’ defines unrecorded politics in Turkey as well.”

WE DO NOT ACCEPT ANY FORM OF UNRECORDED POLITICS

Speaking at the meeting, Istanbul Aydin University President Dr. Mustafa Aydin said, ” Unrecorded politics is to interfere in politics without being responsible of the consequences. This can happen via education, economics, media and NGOs. Turkish politics have been damaged because of the consequences of unrecorded politics in civic, politics and military results. The latest example of such policies occured on July 15th. Our people with their belief in democracy and its will has left such attempt without success. Unrecorded politics, economics and religion have no place in our daily lives.”

03.11.2016

“15 Temmuz’u Doğru Tahlil Etmemiz Lazım.”

“15 Temmuz’u Doğru Tahlil Etmemiz Lazım.”

İstanbul Emniyet Müdürü Dr. Mustafa Çalışkan, İstanbul Aydın Üniversitesi’nin (İAÜ) konuğu oldu.Buluşmada 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar değerlendirildi.

Toplantıya İstanbul Emniyet Müdürü Dr. Mustafa Çalışkan’ın yanı sıra AK Parti İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati, İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürü Ali Cengiz Koçak, Küçükçekmece Kaymakamı Harun Kaya, Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli, İstanbul Aydın Üniversitesi Terör Araştırmaları Merkezi Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şevket Ayaz ile birlikte akademik camiadan çok sayıda isim katıldı.

Yaşanan darbe girişimi karşısında devlet yetkililerin ve vatandaşların büyük bir kahramanlık örneği gösterdiklerini vurgulayan İstanbul Emniyet Müdürü Dr. Mustafa Çalışkan “15 Temmuz hayatımızda enteresan bir nokta oldu. Bizi kahraman diye tanıtıyorlar, ben bu kelimeyi duyunca mahcup oluyorum. Şöyle bir açıklık getireyim, bizimkisi görevdi. Milleti bu şekilde sokağa indirebilen bir cumhurbaşkanı, bir başbakan, oraya hiçbir karşılık beklemeden gelen vatandaşlar, şehit olanlar kahramandır. Bizimkisi o kahramanlığın biraz gerisinde, biz görevimizi yaptık. Burada İstanbul Emniyet Müdürü olarak beni ve arkadaşlarımı Allah utandırmadı, buna şükrediyorum. Çok önemli bir olay, Allah muhafaza aklımıza gelenlerin dışında daha kötü şeyler de olabilirdi. Bizim hissedebildiğimiz ve görebildiğimiz şeyler var ama bir musibet bin nasihatten evladır, bu olay da bize büyük bir tecrübe kazandırdı.” dedi.

“ÇOK AZ LİDER BÖYLE BİR ŞEYİ YAPABİLİRDİ”

Bir ülkede liderin son derece önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Çalışkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz gecesi halkı meydanlara davet etmesiyle Türk halkının dünyaya büyük bir ders verdiğini belirterek şunları söyledi:

“Liderin ne kadar önemli olduğunu, lidersiz hiçbir şeyin olamayacağını hepimiz biliyoruz. Ama liderin son derece kaliteli ve cesur olması ise bambaşka bir şey. Liderlik yapabilirsiniz ama zor zamanda liderlik yapabilmek çok farklı bir olay. Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği talimatı verebilir miydim, bilmiyorum. Geçmişe doğru gidin çok az lider, hakan, padişah, devlet adamı böyle bir şeyi yapabilir. Çok kolay bir karar değil, çok zor bir karardı. Ancak iyi ki o kararı verdi, iyi ki bu millet de ona teveccüh göstererek dünyaya çok önemli bir ders verdi.”

“15 Temmuz’u doğru bir şekilde tahlil etmemiz lazım. Şöyle bir sıkıntı var, Şuanda halka yönelik müthiş bir bilgi bombardımanı yapılıyor. Bu da şu amaçla yapıyoruz, unutulmaması ve unutturulmaması için yapılıyor. Fakat bu şekilde bilgi boca ederek bunu doğru şekilde yapmıyoruz. Basın – yayın organları, ilim adamları ve siyasetçiler bunu düzgün tahlil edip, parça parça doğru şekilde zamana yayarak anlatırlarsa bu 15 Temmuz’un hem önemi hem de önümüzdeki dönemlerde tekrarının yaşanmamasının çaresi olabilir.”

“15 TEMMUZ KAHRAMANLARI SAYESİNDE BUGÜNLERİ YAŞIYORUZ”

Demokrasi ve milli iradeden yana tavır koyarak canı pahasına darbeye karşı duranlar sayesinde bugünlerin görüldüğünün altını çizen İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın “Her daim simetrik davranışlar insanı başarıya götürmez, durumdan vazife çıkarıp asimetrik davranışlar sergilemek kaçınılmazdır. Dolayısıyla o anlamda da değerli emniyet müdürümüzün doğru bir liderlik örneği sergilediğine inanıyorum. Kendilerine ülkemiz, insanlık ve demokrasi adına gerçekten minnettarlığımızı ifade etmek istiyorum. Yüzlerce akademik açılış, sayısız projeler, Türkiye’deki 43 milyon eğitim nüfusumuz kısacası bütün sektörler, sizin gibi kahramanlar ve 15 Temmuz demokrasi şehitlerimiz sayesinde bizler bugünleri yaşıyoruz. Allah sizden razı olsun, gazilerimize Allah sıhhat versin, şehitlerimizin de mekanı cennet olsun.” şeklinde konuştu.
İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli 15 Temmuz’da devlet büyükleri ve vatandaşların hayatlarını ortaya koyarak büyük bir kaosun önüne geçtiklerini belirterek “Gerçekten ülkemizde hayal edemeyeceğimiz noktada büyük bir kaos yaşanabilirdi. Bunun halkın iradesiyle ve Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bu devlete yürekten bağlı, devletin bekası için hayatlarını ortaya koyan devlet büyüklerimiz ile vatandaşlarımızın sayesinde bu kaosu belki en hafif biçimiyle atlattık. halkın fikir yapısını oluşturacak kurumlar üniversiteler olması nedeniyle bizler de üniversite olarak darbenin hemen arkasından bu hain olayı tedvin edecek toplantıları düzenledik ve organizasyonları gerçekleştirdik. Mümkün olduğunca da bu olayın, bu yaşananlardan en az hasarla çıkabilmenin yöntemleri nedir, bunların da çalışmalarını gerçekleştirmek üzere yola çıktık.” dedi.

AK Parti İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati yaptığı konuşmada darbe girişiminin tarihin akışını değiştirdiğini ifade ederek “15 Temmuz’u ülkemiz için bir ikram olarak görüyorum ve 21’inci yüzyılı kurtaran bir gün olarak görüyorum. O gün hepimiz için bir travmaydı ama o gün toplumun tamamı için bir kahramanlık örneğinin yaşandığı anlardı. Gerçekten tarihin akışını değiştirdik. 21.yüzyılın sonlarına gelindiğinde torunlarımız ‘15 Temmuz’da bir darbe girişimi vardı, o darbe girişiminde babam, dedem, amcam, annem, sokaklardaydı ve vatan, millet için canlarını vermek için oradaydılar.’ diyecekler. 15 Temmuz dadece Türkiye Cumhuriyeti için değil özellikle Orta Doğu’daki ülkeler başta olmak üzere dünyanın başka ülkelerinde bir değişime neden oldu. Batıdan gelen demokrasi severlere çok güzel cevap verme imkanı oldu.“ diye konuştu.

 



“We Should Analyze July 15th Incident Correctly”

Istanbul Provincial Chief of Police Dr. Mustafa Çalışkan, was hosted at Istanbul Aydin University. During the meeting, July 15th coup attempt and its impact was evaluated.

Istanbul Provincial Chief of Police Dr. Mustafa Çalışkan, AK Party Istanbul Representative Nureddin Nebati, IAU President Dr. Mustafa Aydın, Kuçukcekmece District Chief of Police Ali Cengiz Koçak, Kucukcekmece District Governor Harun Kaya, Chief Editor of Star, a daily newspaper, Nuh Albayrak, IAU Rector Yadigar İzmirli, IAU Director of Terrorism Survey assistant professor Şevket Ayaz and a large number of academics attended the meeting.

Emphasizing that government officials and our people exhibited a heroic act against coup attempt, Dr. Mustafa Caliskan said, ” July 15 has become an interesting point in our life. They present us as heroes, when I hear this word, I feel embarrassed. Let me clarify something, it was our job, our duty. The real heroes are our President who called people to protect our country, our people who were there without expecting anything in return and our martyrs. What we have done falls little behind that heroism, we just did our job. As Chief of Police, my colleagues and I appreciate that we have overcome this. It would have been worse. A good example has twice the value of good advice, this incident has become a great experience for us.”

“ONLY A FEW LEADERS COULD HAVE DONE SUCH A THING”

Pointing out the importance of a leader in a country, Dr. Caliskan noted that on the night of July 15th, our people have given a very important lesson to the world by taking the streets in response to President Erdoğan’s call to protect our county and added, ” We are aware of the importance of a leader. But managing difficult situations and being brave as a leader is something different. I don’t know whether I could have given an order like our President. But I know something that only few leaders, sultans and statesman could have done that. It was a really difficult decision. Fortunately, he has made this decision that night and our people responded in return and gave a very important lesson to the world.”

“We should analyze July 15th incident correctly. We have an issue here: Right now, there have been a lot of information being fed to our people. And this is done to keep the incident alive. But unfortunately we don’t do it in a right way. If our media, press, professors and politicians analyze the situation correctly and give information piece by piece, we can get to understand the importance of July 15th and we take measures to prevent it reoccur.”

“WE LIVE TODAY BECAUSE OF JULY 15TH MARTYRS”

“Symmetric behaviors do not bring us success all the time, it is inevitable to exhibit asymmetrical behaviors. Therefore, I believe that our Provincial Chief of Police Dr. Mustafa Çalışkan has exhibited a true leadership. I thank him on behalf of our country, humanity and democracy. If we are here together as 43 million education population today, it is because of our July 15th martyrs. May God bless you and rest their souls,” said Dr. Mustafa Aydin, IAU president.
IAU Rector Yadigar Izmirli, Ph.D., said, “That night, there would have been a big chaos that we can’t even imagine. Thanks to our President, our people and politicians who dedicated their lives for this country, we have overcome such a bad experience. We, as a university have gathered and organized meetings after this treacherous coup attempt. We have tried to find an answer to how to overcome the impact of July 15th with minimum damage.”

AK Party Istanbul Representative Nureddin Nebati ” The coup attempt have changed the course of history. I see July 15 as a gift and a day which has rescued the 21st century. That day was a trauma for us but also that day our people has showed their heroism. At the end of the 21 century,our children will say “there was a coup attempt on July 15th and my father, grandfather, mother, uncle were on the streets to protect our country. July 15th has caused a change not only for Turkey, but also for the Middle Eastern countries and other countries all around the world. It was also an answer for democracy enthusiasts who come from Western countries.”

27.10.2016

Burhan Kuzu: “Yeni anayasanın çok teferruata girmemesinden yanayız.”

Burhan Kuzu: “Yeni anayasanın çok teferruata girmemesinden yanayız.”

AK Parti İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Aydın Düşünce Platformu’nda, yeni anayasa ve başkanlık modelini anlattı.

İstanbul Aydın Üniversitesi Aydın Düşünce Platformu’nun bu ay ki  toplantısına konuşmacı olarak katılan TBMM Anayasa Komisyonu eski Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu, Türkiye’nin önümüzdeki günlerde en temel konuları arasında başkanlık  modeli, yeni anayasa ve dokunulmazlıklar olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

Amerika Anayasası  yedi maddeden oluşur. Paragrafları geniştir. Türkiye’nin Anayasası ise 177 maddeden oluşur, gerisi kalanı iç tüzüktür.  7 maddelik anayasa ile 300 milyonluk Amerika yönetiliyor. 76 -77 milyonluk Türkiye’yi de 177 maddelik anayasa ile yönetiliyor. Anayasalardaki uzunluk ya da kısalık tek başına meseleyi çözmüyor. Uzun yazdığımız zaman daha iyi olur, kısa yazarsak daha kötü olur diye bir şey yoktur.”

Konuşmasında dünyanın Batısı ve  Doğusu’ndaki geçerli anayasaların farklılıklarına ve değişkenliklerine değinen Kuzu,  “Biz başkanlık modelini her zaman savunuyoruz  ama kısa anayasa da olsun istiyoruz. Başkanlık modelinde, hangi model gelirse gelsin. Yeni anayasanın çok teferruata girmemesinden yanayız. Avrupa’dan, Doğu’ya baktığımızda gittikçe anayasaların hantallaştığını, daha kabarık olduğunu, metnin daha uzun olduğunu, içeriğinin çok daha geniş olduğunu, kanun, tüzükte yer alması gereken birçok hükmün anayasaya girdirildiğini fark edeceksinizdir. Bunlara sebep olan nedenlerden biri de darbelerin ürünü olmasıdır. 1982 Anayasası’na baktığınız zaman onu orada görürsünüz, ‘gençliğin korunması, çiftçinin korunması, sanatçının korunması’ gibi maddeler yazılmadan da korunur. Yazıldığı zaman korunmuş mu oluyor? Bu durum da güvensizlik esasına dayandığı için anayasayı uzun yazmak zorunda kalınıyor. Toplumların meselelerini çözmede zorladıkları için bunu anayasaya yazarak kolaycılık yöntemini seçiyorlar. İngiltere’de hiç yazılı anayasada yoktur, Avrupa’da 140 maddedir. Hindistan’ın 400 maddelik anayasası vardır,” diyerek şu şu şöyle konuştu:

“Burada şu çıkıyor, gelişmiş ülkeler kısa anayasa yazıyor, gelişmemiş ülkeler uzun anayasa yapıyor. O halde bizde kısa anayasa yazmış olsak gelişmiş mi oluruz? Yok. Kısa yazarak gelişemiyorsun, geliştiğin zaman kısa yazıyorsun.”

Başkanlık modelini de değinen Prof. Dr. Kuzu, ”Dünyada üç tane model geliştirilmiş. Devlet nasıl yönetilir? Sorusunun karşılığı, bunların değişik versiyonları var. Gövdeden girmek istiyorum.  Biri diyor ‘parlamenter model’, biri diyor, ‘başkanlık modeli’, biri diyor ‘yarı başkanlık modeli’. Burada üç tane modelden söz ediliyor. Parlamenter model İngiltere’de doğmuş olan bilinen model. Uygulamada çıkmıştır. Teorisi yoktur. Tarihin içinde doğmuş bir modeldir. Başkanlık modeli gelince daha iyi olur diye düşünmeyin, daha da kötü olur diye de düşünmeyin. Başkanlık modeline geçişte en az zararla nasıl geçeriz, bunları konuşuyoruz.  Öteki modellerde de bunlar var. Kuvvetler ayrımı dediğimiz model, acaba hangi modelde daha iyi olması lazım. İyi oluyor. Kuvvetler ayrılığı esasen yetkinin tek elde toplanması bir sıkıntı ise, bundan uzak olan bir modeli bulmamız lazım. Başkanlık sistemi ise aklın bulduğu bir modeldir. Akıllı ülkenin insanı ülkesine has bir başkanlık modelini bulabilir. Başkanlık modellerinin türevleri mümkündür. Parlamenter modelin türevleri hemen-hemen mümkün değildir. Bir de yarı başkanlık modeli var. Bunun kökeni de Fransa’dır. Fransa ilk önce İngiltere’den parlamenter modeli almış. Bir süre kullanmıştır. Parlamenter modelin iki tane büyük çıkmazı vardır. Bunlardan bir tanesi koalisyona her zaman gebe olması, riskli olması. İkinci ise iki başlılık dediğimiz model. İki başkanın olduğu çok temel iki tane hastalığı var. Bu üç modelden hangisini kullanacağımız önemlidir,” ifadelerini kullandı.



Burhan Kuzu: “We do not want the new constitution to be too detailed.”

AK Party Istanbul Representative Burhan Kuzu talked about the new constitution and presidential system at Aydin Dusunce Platform (Aydin Think Tank Platform).

Attending this week’s Aydin Dusunce Platform meeting as a speaker, Professor Burhan Kuzu, former TBMM (Turkish Grand National Assembly) Constitution Commission chair and AK Party Istanbul Representative emphasized the subjects that are going to be discussed as the presidential system, new constitution and lifting parliamentary immunity.

“This is America’s Constitution you see here. It consists of seven articles. Each article is expanded within their content. Turkish Constitution consists of 177 articles, the rest is internal regulation. Seven articles govern 300 million Americans and 177 articles govern 77 million Turks. It is not important whether the articles are long or short and do not solve problems.”

Mentioning the differences and variabilities of constitutions of the West and the East of the world, Burhan Kuzu said, “We always support presidential system and want a shorter constitution. No matter which presidential system is chosen we do not want a very detailed constitution. Going from Europe to the East we see that constitutions become bigger and thicker with long texts with detailed content. You’ll also notice that some regulations which are supposed to be in a separate legislation are included in the constitution as well. The reason for that is because they are products of coups. You can see it in 1982 constitution. It’s unnecessary to include items such as ‘protection of the youth, protection of the farmers, artists.’ You can still protect them without mentioning them in the constitution. This is based on lack of confidence therefore constitution is written longer. Because they have difficulty dealing with social issues they choose a short cut. There is no written constitution in England. Constitutions in Europe consist of 130 articles and in India it is 400 articles.”

Mentioning presidential system, Professor Kuzu added, “There are three models: parliamentary system, presidential system, and semi-presidential system. The parliamentary system originated in England and doesn’t have a theory, only practical. About the presidential system, do not think it will be better or worse. We are only discussing how we can incur less harm when transiting to presidential system. Any nation with clever citizens can find a presidential system that fits its country. Varieties of parliamentary system exist but not of presidential system. There is also semi-presidential system which is originated in France. France took parliamentary system from England and used it for a while. Parliamentary system has two dead ends: Coalition is always expected in this system and has two heads for the state. It’s important to know which system we are going to use.”

Question and answer session was held after Kuzu’s speech.

04.05.2016

“AR-GE GELİŞMENİN CAN DAMARI”

“AR-GE GELİŞMENİN CAN DAMARI”

İstanbul Aydın Üniversitesi, 30. Aydın Düşünce Platformu Bilim,Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ı ağırladı

Işık katılımcılara Türkiye’nin 2023 Vizyonunu açıklayarak kendisi yazılımlarımızın geliştirmemiz gerektiğinin altını çizip yazılım sektörünün kendini sürekli yenilemesi ve geliştirmesinin önemine vurgu yapmıştır.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Işık; yazılım sektörü çok önemli bunu söylemeyen yok üzerinde durmayan yok ama Türkiye’de yazılım sektörü bir türlü gelişmiyor. En temel sebeplerden biri burada bir kurumsallık oluşmaması. Kamu yazılım hizmetlerini yerli firmalardan almak yerine dünya çapındaki büyük firmalardan almayı tercih ediyor. Şimdi burada sistemi baştan kurguluyoruz. Kamuya yazılım satmak yerine ilgili standartları bakanlık belirleyecek. Yazılım firmalarını biz yetkilendireceğiz. İnşallah bundan sonra kamuyu yerli yazılım kullanmaya yönlendireceğiz. Bütün arkadaşların kesiştiği ortak nokta da eğitim. Eğitim işi çok uzun vade de sonuç alınan bir iş. Eksilerin çok hoşuma giden bir ifadesi var; Bir yılda ürün almak istersen toprağı ek, on yılda ürün almak istersen ağaç dik, yılda ürün almak istersen insan yetiştir. Digital çağda kod yazamayan okuma yazma  bilmiyor demektir. Türkiye’nin bence en önemli reform ihtiyacı kamu personel reformudur.

Kamu personeli kesinlikle performansa bağlı ücretlendirilerek sözleşmelerini ona göre yapmalıyız. Yoksa ne okullarımızda ne de kamunun diğer kurumlarında arzu edilen başarıyı yakalayabilmemiz mümkün olmaz.


“Türkiye bilim ve teknolojide daha iyi bir ülke yoluna devam etmek istiyorsa bu konuya en fazla önem verilen alan olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum” diye ifade eden Işık;   Şu anda ülkeler arasında hatta şirketler arasında inanılmaz bir yarış var. Bu yarışta Türkiye’nin rekabet edebilmesi “Ben bu yarışta varım” diyebilmesi için mutlaka bilimi ekonomik ve sosyal faydaya dönüştürmesi gerekiyor. Şimdi 2002’den 2015 ‘e kadar Ak Parti iktidarı olarak çok ciddi başarılara imza attık. Bu başarı hikayesinin altında büyük oranda verimlilik artışı ve kaynakların iyi kullanılması var. Şimdi pek çok siyasetçi konuşurken sektörde yüksek teknoloji ürünlerinin payı azalıyor diye eleştiri getiriyor.

Doğru… Ancak yüksek teknoloji ürünlerinin payının artması için mutlaka AR-GE gerekiyor, AR-GE sağlıklı ve köklü gelişimin can damarıdır.

Yeni Ar-Ge Anlayışı

Şu anda Türkiye’nin bu alandaki hedefleri şöyle sıralanabilir: Katma değeri daha yüksek ürünlerin kg satış fiyatını 1.7$ dan ilk etapta 3-4$ çıkartmak. Sürdürülebilir ve nitelikli bir üretim yapısına geçmek. Şirketlerin ve Türkiye’nin bir bütün olarak AR-GE ve inovasyona daha fazla yoğunlaşması ve odaklanması. TÜBİTAK’ı yeni Ar-Ge anlayışı çevresinde özel sektörlere rekabet eden değil destekleyen, iş birliği yapan, yürüttüğü projeleri paketlere bölüp özel sektörün yapabileceği işleri özel sektöre yaptırarak zamanı değerlendiren bir anlayışla yeniden yapılandırmak istiyoruz.

Toplantıda konuşan Dr. Mustafa Aydın; “ Yenilikçi ve reformist bir kurum olmanın en temel harcı Ar-Ge’ye yapılan yatırımdan geçmektir. İAÜ ülkemizin gelişiminde anahtar faktörün Ar-Ge olduğunun bilinciyle hareket etmektedir. Ar-Ge’nin temelini bilim ve bilgi oluşturuyor. Bizler Ar-Ge yatırımlarında gelişmiş ülkelerin izlediği politikaları yakalamak zorundayız. Hatta daha da ileri gitmenin yollarını zorlamalıyız. Dünyanın bizi örnek alacağı çalışmalar gerçekleştirmeliyiz“ dedi.



RESEARCH AND DEVELOPMENT (R&D) IS THE LIFEBLOOD OF DEVELOPMENT

Istanbul Aydın University’s 30th Aydın Thinking Platform hosted Fikri Isik, Minister of Science, Industry and Technology.

Explaining Turkey’s 2023 Vision, Isik underscored the need to develop our own software system and emphasized the importance of self-renewal and self-development of the software sector.

“ It is often said and emphasized that software industry is very important but the sector is not growing in Turkey. One of the reasons is lack of institutionalization. Public prefers to get software services from big companies known worldwide instead of national companies. We are starting a new system from scratch. Instead of selling software services to the public companies we will determine the standards. We will grant authorization to software companies. Hopefully we’ll encourage public to use our own national software products. We all agree on the importance of education. Education takes a long time to get results. There is a saying I really like, it goes, ‘If you wanna get a product within a year cultivate the soil, if you wanna get a product in ten years plant a tree and if you want to get a product in a hundred years educate a human being.’ In this digital age, if you don’t know how to write a code it means you are illiterate. One of the important reforms Turkey needs is to have a public personel reform. Public personel should be evaluated based on their performance. Otherwise it is impossible for us to obtain desirable success in schools and other public places,” said the Minister of Science, Industry and Technology.

“I believe that if Turkey wants to continue to be a country who is better in science and technology, the subject of public personel performance should be taken very seriously,” said Isik and added, “ There is a serious competition among countries as well as companies. In order for Turkey to say ‘I am in this too’ and compete, it needs to transform science into economic and social benefit. We have come a long way from 2002 to 2015. Behind this success story, there is an increase in productivity and efficient use of resources. Some of the politicians criticize that the rate of high tech products used in the sector is decreasing. It is true. But in order for high tech products’ share to increase there is more need for R&D, R&D is the lifeblood for a healthy and an essential development.”

New R&D Approach

Turkey’s targets in this field can be listed as follows: Increase the price of the products with higher added value from $1.70 per kg to $3-4 per kg. Switch to sustainable and quality production. Companies must focus on R&D and innovation. We want to restructure TUBITAK within the framework of R&D approach that supports and collaborate with private sector and divide its projects among private sector and use the time efficiently.

Speaking at the meeting, Dr. Mustafa Aydin said, “ One of the fundamental ingredients of being a reformist and innovative institution is the investments in R&D. IAU moves with the idea that R&D is the key factor in our nation’s development. Science and knowledge are the essentials for R&D. We have to follow what developed countries do in their R&D investments. We must go beyond that. We need to set an example to the world with our work.

17.03.2016

Başaran Ulusoy: “Türkiye’nin Geleceği Turizm.”

Başaran Ulusoy: “Türkiye’nin Geleceği Turizm.”

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde her ay düzenlenen Aydın Düşünce Platformu’nda bu ay “Türkiye’nin Yeni Şartları Turizm Sektörü” konu başlığı altında, TÜRSAB ( Türkiye Seyahat ve Acenteleri Birliği Başkanı) Başaran Ulusoy’un katılımıyla gerçekleştirildi.

Aydın Düşünce Platformu’na konuşmacı olarak katılan TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy; Türkiye’nin geleceğinin turizm olduğuna dikkat çekerek; “1950’de 25 milyon insanın gediği dünyada, 2014 yılında 1 milyar 184 milyonun gezdiği bir turizm olgusu ile karşı karşıyayız. Bugün 35’ten fazla sektörleşen bir iş kolumuz var. Başarı getiren, huzuru sağlayamaya çalışan bir hayal ürünü sattığımız bir ürünümüz var o da Türkiye” dedi.

Türkiye’de 1980’li yıllarda 5 tane uluslararası havalimanı vardı; şimdi 14 tane uluslararası havalimanı var; bugün Türk Hava Yolları ( THY ) 264 noktaya uçuş sağlıyor. Özel havayolları ile toplam 200 uçak kapasitemiz ve 85 bin koltuk kapasitemiz bulunuyor. Günümüzde Yat Limanı sayımız 1’den 22’ye yükselirken, Türkiye bugün 1 milyon 610 bin yatağa sahip. İstanbul’daki yatak kapasitemiz 200 bin olurken bu durum İstanbul’u turizmin merkezi haline getiriyor.

Başaran: “Türkiye’nin geleceği turizm, sevgilisi olanın gözüne uyku girmez, bizim gözümüzde Türkiye çok güzel bir sevgili bizim gözümüze uyku girmiyor. Bizim 90 yılından beri çektiğimiz var. onları anlatmaya çalışıyoruz ama çok önde bir sektör olduğumuz için Kars’taki peynir üreticisinin de desteğe ihtiyacı var 600 bin ton patates üreten Nevşehir’in de ihtiyacı Karadeniz’deki köyün de ihtiyacı var Diyarbakır’dakinin de ihtiyacı var”dedi.

 


Basaran Ulusoy: Tourism is Turkey’s Future
Istanbul Aydin University’s monthly Aydin Dusunce Platform took place with the participation of Basaran Ulusoy, TURSAB ( Association of Turkish Travel Agencies)  President, under the theme of ‘Turkey’s New Conditions Tourism Sector.’

Participated at Aydin Dusunce Platform as a speaker, TURSAB President Basaran Ulusoy stressed the importance of tourism as being Turkey’s future, said, “ Tourism has been growing rapidly, from 25 million tourists travelling in 1950s to 1 billion and 184 million tourists travelling in 2014 worlwide. We have more than 35 business branches that are becoming sectors. We have a product called Turkey which brings success and peace.”

We had 5 international airporst in 1980s, now there are 14 international airports; today THY (Turkish Airlines) flies to 264 destinations. With the private airline companies we have 200 planes and 85,000 passenger seat capacity. Number of ports has been increased from 1 to 11, Turkey, today, has 1,610,000 beds capacity. Istanbul’s 200,000 beds capacity makes Istanbul a tourism center.

“Turkey’s future is tourism. We have a special love for Turkey. We have been trying to tell others what we have been going through since 1990s. Dairy producers need subsidy in Kars, potato growers in Nevsehir need subsidies, villages in Black Sea and Diyarbakir all need subsidies.”

11.03.2016